Antik Çağın ünlü ozanı Homeros’un İlyada Destanında dile getirdiği ve dünya arkeolojisine ışık tutan, Troia kazılarını yürüten Prof.Dr. Manfred Korfmann’ı geçtiğimiz günlerde Almanya’da yitirdik. Beklenmeyen bu ölüm, gerçekten Türk ve Alman arkeoloji çevrelerinde büyük üzüntü yarattı.
Troia kazıları nedeniyle uzun süredir Türkiye’de çalışan Dr.Korfmann’ı bilim çevreleri kadar Çanakkale halkı da bir Türk dostu olarak tanınıyordu. Türkiye’yi öylesine seviyordu ki, Türk vatandaşlığına geçerek Osman ismini almıştı. Bu nedenle de Troia çevrelerinde yaşayan, kazıları görmeye gelen meraklıların, Ona Osman diye hitap etmesinden de büyük mutluluk duyuyordu.
Troia antik kentinde çalışmalarını sürdürürken hastalanmış ama bu durum onun çalışmasını hiçbir zaman engellememişti. Geçtiğimiz kış aylarında Almanya’da çalışmalarını sürdürürken ve aynı zamanda Troia’nın son verilerini değerlendirirken diğer yandan da amansız bir hastalıkla boğuşuyordu. Ne var ki, gücü bu savaşa çok fazla direnemedi Almanya’nın Tübingen kentinde yakın bir arkadaşının evinde 63 yaşında ve bilim dünyası için çok erken bir yaşta hayata veda etti.
Prof.Dr. Menfred Korfman, II.Dünya Savaşı’nın güç günlerinde Köln’de dünyaya gelmiş, Arkeoloji eğitimini Frankfurt Üniversitesi Prehistorya Bölümünde tamamlamıştır. Bundan sonra Beyrut, Arabistan ve Kuzey Afrika’da çalışmalarını sürdürmüş,”Sapan ve Ok” konusunda doktora yapmıştır. Bunun ardından l972-l977 yıllarında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsünde Prehistorya ve Protohistorya uzmanı olarak çalışmıştır. Türkiye de ilk kez Eskişehir yakınlarında eski Tunç Çağına ait bir yerleşim yeri olan Demircihöyük’te kazı başkanı olarak çalışmıştır. Dr. Korfmann, profesörlük çalışmalarını yine Türkiye de yapmış ve 1980 yılında M.Ö 6000-1000 yılları arasında önemli bir yerleşim yeri olan Van-Tilkitepe’ de profesörlük tezini vermiştir. Bunun ardından Main Üniversitesi’nde doçent, l982 den sonra da Tübingen Üniversitesinde profesör olarak ders vermeye başlamıştır.
Prof. Korfmann , bazı tarihçilerin Schliemann öyküsünün hayal mahsulü olduğu, gerçeği yansıtmadığını Troia kazılarında ortaya çıkarmış, bu konudaki iddiaları çürütmüştür.. Böylece Troia’nın Bronz Çağ’da Akdeniz’in en önemli kentlerinden bir olduğunu ortaya koymuştur.
Dr.Korfmann, Tübingen Üniversitesi Erken Dönem Tarih Bölümünde öğretim üyeliği görevini yürütürken ilk kez Türkiye’de l975-1978 yılları arasında kazı çalışmalarına başlamıştır. Eskişehir yakınlarında ,Demircihöyük’te yaptığı kazılarda Erken Tunç Çağına ait bir yerleşim yerini ortaya çıkarmış bu çalışmaları uluslararası ilgi uyandırmıştı.
Korfmann, l981 yılında Troia’nın 7 km. batısında deniz kıyısında ve Troia limanı olarak bilinen Beşik Koyu’nun kuzeyinde Troia kazılarına başlamıştır. Buradaki kazılarının ilk etabında koyun kuzey ucundaki burun üzerindeki Erken Tunç Çağı’nda yerleşilmiş Beşik-Yassıtepe’de; ardından bunun kuzeydoğusundaki Neolitik/Kalkolatik Çağa ait yerleşme alanlarında, Arkaik ve Helenistik tümülüsler ile Beşik Mezarlık alanı üzerinde durmuştur.
Dr. Korfmann l996 yılında Truva’ya Tarihi Milli Park statüsü verilmesini sağlamıştır. Bunun ardından Unesco’da l998 yılında Troia’yı “Dünyü Kültür Mirası” listesine dahil etmiştir.
Türk vatandaşlığına 2004’de yılında geçen Dr. Korfmann, Türkiye’nin tanıtımına yaptığı katkılardan ötürü Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Ödülüne layık görülmüştür. Dr. Korfmann’ı son olarak Kültür Bakanlığı ile Yapı Kredi Bankası’nın 2002 yılında İstanbul’da düzenlemiş olduğu “Troya Efsane ile Gerçek Arası Bir Kente Yolculuk” sergisinde görmüş ve Onun Troia’da son çalışmalarını içeren konuşmasını dinlemiştim. Oysa o gün ünlü arkeoloğun son konuşmalarından birisini izlediğimi nereden bilebilirdim.
O günkü konuşmasında; “850.000 ziyaretçi ile son derece başarılı olan, 2001-2002 senesinde Stuttgart, Braunschweig ve Bonn’da teşhir edilen “Troia, Traum und Wirklichkeit” (Troia; Düş ve Gerçek) isimli sergi İstanbul’da tekrarlanmıştı. Dr. Korfmann, serginin parolası, mitosu/düşü kapsayan kısmında “Homeros, Bir Kitap ve Sonuçları; Antik Çağdan Bugüne” olarak ifade edilebilir. Bizim için arkeolojik açıdan anlaşılır olan Troia için hazırlanan bir sergiye mitolojiyi katmak onun daha sonraki dönemlere olan etkisini aktarmamak olmazdı” demişti.
Manfred Korfmann, çalışmalarında, konuşmalarında öncelikle Troia’yı ön planda tutmuş, ardından Troia ve tarihten günümüze uzanan kültür politikasının, Troia ve Anadolu kültürünün köklerinin üzerinde durmuştu. Sonra da Troia’yı ön planda tutarak bu konuda yeni görüşleri ortaya atmış, Anadolu ile bağlantısını araştırmıştır.
Troia Ege ile Karadenizi birleştiren Boğazın girişinde yer alarak Avrupa, Asya ve Anadolu’yu birbirine bağlayan antik bir yerleşim idi.Bu nedenle dünya tarihinde her zaman önemli olan bu bölge aynı önemini günümüzde de sürdürmektedir. Boğaziçi’nin dünya tarihinde her zaman önemli bir konumu olmuştur. Antik Çağ’da ne ise bugün de aynıdır...
Dr.Korfmann Troia konusunda günümüzde de geçerli bir noktaya parmak basmıştır:
“Her destan bir mekana bağlıdır. Troia ise bütün dünyada savaşın anlamsız savaşın,bir sembolü olarak bilinmektedir. Bunu hep göz önünde bulundurmalıyız. Troia’da yapılan savaşlar, burada iki denizin birleştiği, Asya ile Avrupa’yı bağlayan bu yerde Türkiye, Troia savaşın değil, barışın sembolü yapsın”.
Dr.M.Korfmann’ın her zaman söylediği ilginç bir söz vardır; İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in kütüphanesinde sadece Kur’an değil, Homeros’un İlyada’sı da vardı. Fatih İlyada’yı okuyabiliyor ve ona öylesine değer veriyordu ki, İstanbul’u aldıktan sonra, Troia’yı ziyaret etmiştir.
Dr.Korfmann böylesine birkaç cümle ile tanıtılacak bir arkeolog değildir. Öncelikle filolojiye, antik kaynakları çok iyi bilen Troia’ya yepyeni bir görüş getirmiş bir bilim adamı idi. Bunları kitaplarında, makalelerinde hep diye getirmiştir. Hepsinden öte de Osman adını alarak, Türkiye’yi ikinci vatan seçmiş bir Türk dostu idi... Kuşkusuz, yazdıkları, söyledikleri ile daha yüzlerce yıl kendisinden söz ettirecek gerçek bir bilim adamı idi. Bu dünyadan en verimli çağında çok erken gitti…
erdemyucel2002@hotmail.com