29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Saygın kişi...

Saygın kişi sözcüğü memleketimizde çok sık kullanılan, ancak gerçekte çok da zor elde edilen bir kavramdır. Sözlükler saygı gören, kendisine saygı gösterilenleri saygın kişi olarak tanımlar. Eski dilde hürmet ve ihtiram anlamında kullanılan bu sözcük ile yaşlılığı, yararlığı, üstünlüğü gibi nedenlerle bir kimseye karşı duyulan, çekinmeyle karışık değer duygusu duyulan kişiler tanımlanmıştır. Ayrıca başkalarına değer veren, gereken saygıyı gösteren kişilerde bu sözcük ile tanımlanmıştır. Bazıları da saygınlığı itibar, fors veya kredi olarak kullanmaktadırlar.

Günlük yaşantımızda veya basından izlediğimiz kadarıyla çevremize baktığımızda şaşılacak çoğunlukta,sözlüklerin tanımına uymayacak çok sayıda saygın kişi ile karşılaşmamız olasıdır. Kuşkusuz böylesine çok sayıda saygın kişinin memleketimizde var olmasına da şaşmamak elden gelmez. Özellikle büyük kentlerimizde saygın kilere daha çok rastlarız. Bunlar özel veya resmi sürücülerinin kullandıkları araçlarının arka kotlularının sağında oturur ve yanlarında eşleri bile olsa o köşeyi kimseye kaptırmazlar. Resmi araçlarda bu durum protokol kurallarına girer. Aynı gelenek özel araçlarda da nedense sürdürülür. Bu durum saygın kişilerin görevden alınışına, altlarından resmi araçları alınıncaya kadar sürer gider. Saygınlar da çeşit çeşittir. Aralarında daha da saygın olanlar ve daha doğrusu saygınlıklarına kendilerine inandırmış olanlar araçlarının önüne veya tepelerine yanıp sönen mavi lambalar takar, zaman zaman da siren çalarlar. Oysa trafik kurallarına uygun olmadan tepe lambaları veya siren kullanan saygınlar da vardır. Ancak saygın kişi olduklarından trafik polisleri onlara hakları olmadığı halde bunları niye kullandıklarını soramazlar. Yanılıp soracak olsalar başlarına dert açılmasını istemezler. Saygın kişiler güçlüdür, forsludur adamı hemen yerinden yurdundan ediverirler. Nelerine azım ki; varsın taksınlar, saygınlıklarını etrafa ilan etsinler... Trafik polisi de başka bir yöne bakarak önünden geçen aracı görmez, yada bir selam verir...

Gün olur resmi araç saltanatından söz edilir, genelgeler çıkarılır. Resmi araç kullanımına yasaklar getirilir. Bu durumlar daha çok iktidar değişikliklerinin hemen başlangıcında olur ve sonra da unutulur gider. Böyle durumlarda saygın kişiler hemen bunun çaresini bulur, kurumlarındaki sivil plakalı araçlarını gönüllerince kullanırlar. Bazen resmi araç plakalarının sökülüp yerlerine sivil plakalar takıldığı da sürücüler arasında söylenir.

İşin bam teline gelince; gerçek saygın kişi ile sonradan olma yakıştırma saygın kişiyi birbirine karıştırılmamalıdır. Bazen gerçek saygınların yol güzergahları önceden trafiğe kapatılır, halkımızda saygın geçecek diye pek fazla şikayet etmez. Edenler olursa onlar anarşist ruhlular olup toplumda pek itibar görmezler. Kısacası toplum olarak bu tür davranışlara alışık olduğumuzdan bu tür yol kapatmaların pek üzerinde durmayız. Kuzu kuzu aracımızda oturur saygın kişinin geçmesini bekleriz. Bizde saygın olmak öyle kolay değildir. Onun içinde saygın kişilere gereken saygıyı göstermek boynumuzun borcudur.
Saygın kişilerden bazıları saygınlıklarını zaman zaman göstermeden de edemezler. Ne demişler, her yiğidin ayrı bir yoğurt yiyişi vardır. Kimileri kendilerine açılan özel yollardan geçer, kimileri trafik kurallarına uygun davranır, kırmızı ışık yanınca durur, kimisi de önündeki eskorta uyarak boş verip geçer.

Bazı saygınlar çeşitli toplantılarda çevrelerine yüzlerine takındıkları beşuş çehrelerle gülümser, bu arada yanlarındakilerin takdir sözcükleri ile saygınlıklara daha da artar. Bazı kendini bilmezler, anarşistler onlara yalaka derse de aldırmazlar...Adı üstünde anarşist!.. Saygın kişiler bazen saygınlıklarını çeşitli şekillerde çevrelerine yansıtırlar. Yanında toplanan, saygından nasiplenmek isteyenlere gülümserler, birkaç takdir sözü söyler ve böylece saygınlıkları daha da katmerleşir.Saygınlar yeri gelince zamparalık bile yaparlar. Birkaç gün öncesi Ankara’da yapılan bir operasyonda yabancı kadınları pazarlayan örgütün ele geçen müşteri defterinde bir çok saygının ismi varmış. Ancak bu kişiler ulu orta olmadıklarından kimler oldukları açıklanmamış, bakalım fısıltı gazetesi kimlerin isimlerini etrafa yayacak.Bekleyelim görelim...

Ne var ki, yazılı ve görsel basında bulunan bazı bozguncular! Bazı saygınların yanlışlarını ortaya çıkarır, yazar, çizer ve ekranlara yansıtır. Ne kadar ayıp!...Saygınların özel yaşamları ortaya çıkarılır mı?

Saygınlığı sakız gibi amma da uzattık...Oysa gerçek saygınlığı günlük yaşamımızda birbirimizle olan ilişkilerimizde öylesine arıyoruz ki, sanırım bu kadar takılmak bizim de hakkımız olsun. Yazdıklarımızdan da kimse gocunmasın. Bizler saygınların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz!..

erdem@kenthaber.com
Yayın Tarihi : 7 Şubat 2007 Çarşamba 10:21:04


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Süleyman KARAEL IP: 85.96.20.xxx Tarih : 7.02.2007 22:45:18
Sayın Erdem Hocam saygınların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşadığımız için, sizin bu yazdıklarınızdan gocunanlar olacaktır muhakkak. Gocunan gocunsun, neticede siz bu yazdıklarınızla ülkemizde yaşanan gerçek bir olayı gözler önüne sermişsiniz. Sizi tebrik ederim. Ama ülkemizde saygınkişiler sizin bu anlatmaya çalıştıklrınızla sınırlı kalmıyor maalesef. Memleketimizde kendini saygın kişi imim gören öyle insanlar var ki; sizin bu saygın kişi diye tanımladığınız kişilerin yanında görev alanlar, bu kişilerin şoförleri veya korumaları bile kendilerini normal insanlar karşısında saygın bir kişi imiş gibi hissetmektedirler. Aslında gerçek hayatta yağmurlu havada iki tavuğu bile sulayamayacak kadar aciz olan bu kişiler, bulundukları mevki icabı karşılkarındaki kişilere bayağı birşeymişler gibi yukarıdan bakmakla neler kaybettiklerinin farkında bile değiller ne yazık. Ben öyle insanlar tanıyor ve hatırlıyorum ki; bulundukları mevkilere güvenip de başkalarına sanki memleketi kendileri yaratmışlar edasıyla davranan bu insanlar, görvleri bittikten sonra, yani emekli olduktana sonra kimsenin kendilerine bir selam dahi vermediklerini görünce bazı şeylerin farkına varmaktadırlar. Şu gerçeği hiç bir zaman unutmamamız gerekir; arkamızdan olmayacak laflar işitip, toplum içerisinde kimsenin selam dahi vermediği bir SAYGIN olarak yaşamaktansa, kişilerle iyi geçinen, iyi ilişkiler içerisinde olan, kişilere her zaman saygı gösteren ve bunun karşılığında da kişilerden her zaman saygı gören bir İNSAN olarak yaşamak EN GÜZEL SAYGINLIKTIR.

Mustafa Şapçı IP: 85.97.136.xxx Tarih : 12.02.2007 03:15:02
Aslında biraz dikkatli konuşmak gerek. Öyle saygın, maygın lafları hocam... Bize yakışmaz, zülfü yare dokunmak. Hepimiz dokunmak isteriz, belki ama kimimiz bazı trafik polisi gibi sırtımız döneriz, kimimiz ise bazı trafik polisleri gibi selam dururuz. Bence arkasını dönenler kendisini koruma selam duranlar ise "saygın kişi" olma yolundadır. Ha birde sizin gibiler Hocam...Saygın kişilere bulaşan, onların değmeyin haline. 'Vah, yazık olur' onlara...Onlar anılırken cıklar yükselir, eller dizlere vurulur...İşte bu yüzden o 'saygın'olan kişilere dokunanların sayısı oldukça azdır. Giderek de azalmaktadır. Bana kalırsa saygın kişilere dokunan onların ipliğini pazara çıkarmaya çalışanları"nesli tukenen insanlar" topluluğu olarak tanımlayıp koruma altına almak gerek. Hem de bu işi çok kısa sürede yapmak zorunlu bence. Çünkü bu işi de kendine iş edinip parsa toplamaya çalışacak ve nesli tükenen insanlarımızı koruyormuş gibi görünüp yok edecek bir "saygın kişi" maaz allah her an çıkabilir. Ayrıca bu saygın kişiler günlük hayatta her yerde bolca bulunmakta. Hemen aklıma gelen bir örneği vereyim. Bir gazeteden kovulup ötekine giderken mehter marşı ile karşılanan. Eğitimleri meslekleri olmadığı halde eğitim görmüş ve kendi alanlarında eserler, kitaplar sahibi olan ve yine kendi alanlarında dünyanın gözbebeği yapılarında içinde bulunduğu devlet kurumlarını yönetmiş, Üniversitelerde kürsü sahibi olmuş ders vermiş kişilere leke süren bu medyatik saygın kişiler "okkalı cukka" cebe deyip tumba yatak yaparlar. Ha burada tumba yatak dedimde, bu saygın kişiler erkekle mi yatar dişi ile mi bilinmez. Hani yaz aylarında sivrisinek sesinden beste yapanlar vardır. Ama bu iki satır önce bahsettiğim saygın kişilere bazı şeyleri anlatmak için davul zurna az gelir. Saygılarımla...

Teoman Törün IP: 85.107.152.xxx Tarih : 10.02.2007 12:29:51
Yazar gerçek saygınlıkla, hasbel kader belli bir yetki ile donatılmış bir konuma getirilen ve bu konumu egosunu tatmine fırsat bilen hazımsız bir kişinin durumu arasıdaki farkı isabetle belirlemiş. Biri gerçek "saygın"dır; bu saygınlığın ölçütü de tevazudur; öteki forsludur (hattâ kendini forslu vehmedendir); bunun ölçütü de, fors'unu kabûl ettirmek için yerine göre vahşi bir zorbalığa da başvurmasıdır. Bir tarihde, İki telli'deki bir Basın grubu merkezine (terör olaylarının uç noktada olduğu bir tarihde) işim düşmüştü; site girişi kapısındaki güvenlik noktasında rutin aranma, hüviyet gösterme, ziyaretçi kartı alma işlemimi yaptırırken, bir özel plakalı araba içeri dalış yaptı (hatırlıyamıyorum; bariyer yok mu idi, yoksa bir anlık açık mı kalmıştı); güvenlik görevlisi telâşla arabanın durması için seslendi. Arabadan çokan adam "biz polisiz" dedi; güvenlikçi, her hâlü kârda güvenlik kurallarının uygulanacağını anlatmaya çalıştı. Bu defa arabadan çıkan adam, sesini şiddetle yükselterek "Polisiz dedik, ulan anlamıyor musun?" deyince, ben "özellikle polisin güvenlik kurallarına saygı göstermesi gerek" olduğunu söyledim. Adam, "siz karışmayın, beyefendi" dedi ve arabayı binaya sürdüler; çok bozulan, kıpkırmızı olan güvenlikçi bilmiyorum, içeriye bir alarm mesajı gönderdi mi?! Bir olay vukua gelmediğine göre gerçekten tehlike arzetmeyen bir araba imiş; ama bu "fors hastalığının" toplumun güvenlik endişesini dahi ayaklar altına alması ibret verici...

Yılmaz Ergüvenç IP: 212.253.11.xxx Tarih : 12.02.2007 09:09:34
Sevgili Erdem. Çok ilginç bir konuya değinmişsin. Fors merakı toplumumuza nasıl bulaştı, bilmiyorum. Osmanlı'nın 'Mahkeme kadıya mülk olmaz' diye güzel bir sözü vardır. Ama bazı kişiler, benliklerini oturdukları makamla özdeşleştiriyorlar. O makamdan ayrıldıktan sonra da 'Ben müsteşarken..', 'Ben genel müdürken..' diye kendilerince bir öğünç içine giriyorlar. Sağlam kişiliği olan böyle makamları önemsemez. Kendi kimliği ona yeter. Tabii yine tevazuu elden bırakmayarak.