2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Şili’deki Atatürk Anıtından Onur Duydum.

Büyük Atatürk’ümüzü, aramızdan ayrılışının 71. yılında saygıyla bir kez daha andık. Oysa Atatürk’ü anmaya ne bize ayrılan sütunlar, ne de cilt cilt yazılmış kitaplar yeterli kalır. XX. yüzyılın dâhisi, emperyalizmin baskısı altında ezilen ülkelere örnek olan, zamanında batılıların saygısını kazanmış olan Atatürk’ün ölüm yıldönümü 10 Kasım, çok başka türlü anılmalıydı. Bazı liderlerin göstermelik demeçlerini, sözlerini bir kenara bırakın; onların ne kadara kadar samimi olduklarını bilebilmek biraz güç diye düşünüyorum.

Ne tuhaf bir gün yaşadık…10 Kasım’da bayraklar yarıya inerken açılım adında bir konunun meclise getirilmesi çok tuhaf değil mi? İnsan elde olmadan düşünüyor; bu tasarı başka bir gün gündeme getirilemez miydi? Yoksa yılın 365 günü milletvekilleri için çok yoğun olduğundan görüşülecek takvim mi düzenlenemedi?

Bir siyasinin talihsizce sıradan bir gün, matem günü değildir, çalışma günüdür demesini üzüntü ile karşılıyorum. Gerçekte 10 Kasım sıradan bir gün değildir. Türkiye Cumhuriyetini kuran, çağdaş devrimleri yapan, din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir önderin ölüm yıldönümüdür. Bazı zavallılar anlayamasa, sıradan günlerden biri deseler (!) bile aydın Türkiye insanı 10 Kasım’ı bir matem günü olarak algılıyor. Bir milleti birleştiren, bütünleştiren bu büyük insana layık olmak zorundayız.

10 Kasım’da TBMM’de demokratik açılım ismi altında, aslında etnik açılım gündeme getirilmemeliydi; bu acılı günde Atamızı dile getiren, özel bir gündem düzenlenmeliydi. Oysa Atatürk’ün manevi kişiliğine, siyasi görüşlerine uymayacak bir açılım ortaya atıldı. Siyasilerimiz kendi hesapları uğruna bu büyük adamın ismini kullanmamalıdır. Gaflet içerisinde olan bazıları Atatürk yaşasaydı, böyle isterdi, böyle yapardı diyenler (!) köşelerinde klavyelerinin tuşlarına basıyorlar…

Açılımla terörün bitmeyeceğini terör uzmanları her zaman dile getirmiştir. Terörün ağırlıklı olduğu bölgelerde asıl sorun işsizlik, eğitim ve ekonomik zorluklardır. Bunun farkında olan terörü besleyen güçler o bölgelere hizmet getirilmemesi için ellerinden geleni ardına koymuyorlar mı? Atatürk yaşamış olsaydı terör örgütleri gövde gösterileri yapamaz, şehirlerde Molotof kokteylleri ile otobüsleri yakamaz, masum insanlara zarar veremezdi. Hele hele dağdan inen teröristler kahraman gibi karşılanamazdı.

Yabancı ülkelerde bile Atatürk’e gösterilen saygı ile onur duyuyoruz. Örneğin Şili’nin başkenti Santiago’da bir parkın bahçesinde bulunan anıttan benim gibi çoğu kişinin haberi bile yoktur. Değerli dostum Cevdet Üstündağ lütfetmiş bu anıtın bir resmi ile anıtı seyahatlerinden birinde gören Aynur Kasabalı’nın izlenimlerini göndermiş. Kendilerine teşekkürü bir borç bilir ve bu onur verici olayı sizlerle paylaşmak isterim.

Santiago Apoguinde Caddesinde, Novigal Parkındaki Atatürk anıtını kentin Belediye Başkanı orada yaşayanların örnek alması için yaptırmıştır. Atatürk rölyefi ve sözlerini içeren anıtı bizlere tanıtan Aynur Kasabalı onur duyduğunu belirterek şöyle diyor;

“O anı kelimelere dökmem imkânsız. Zamanım kısıtlı olduğu için Belediye Başkanı ile görüşemedim. Ancak tercümanın aracılığıyla yetkililere sorduğum da, Atatürk’ün kentte örnek alındığı, herkesin örnek alması için de bir parka Atatürk rölyefinin konulduğunu öğrendim.”

Novigod Parkındaki Atatürk rölyefinin altında şu sözlere yer verilmiştir;

“Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, vatanın fedakâr ve sadık hizmetkârı, benzeri olmayan kahraman, insanlık idealinin canlı emsali… Bütün hayatını Türk milletine kendi ruhunu, ateşini vermiştir. Hatırası milletinin ruhunu ateşli tutan sönmez bir meşale olarak yaşamaktadır.”

Kısacası ibret alınacak bir olay… Kuşkusuz, bunları okuyan çoğu kişinin gözleri yaşaracaktır. Peki, ya günümüzde Atatürk’ü bilmeden, tanımadan, O büyük adamın ne demek isteğini bir türlü anlayamayan cahil kesime ne demeli? Softaların, liboşların, din tüccarlarının kafalarına huni ile akıtılan laf salatalarıyla ona tepkili olan güruha ne demeli? Aslında söyleyecek sözcüğü lügat dağarcığımda bulamıyorum.

Atatürk bugün yaşamış olsaydı, yıllardan beri kapısında dolandığımız Avrupa Birliği öncelikle bizi kabul ederdi. Atatürk batı uygarlığından, teknolojisinden yana olduğunu yaşamının tüm safhalarında göstermiş, emperyalizmin önderi ülke liderlerinin de saygısını kazanmıştı.

Atamız olsaydı vatandaşlar dertlerini dile getirir, ismini sıkılmadan kullananlardan hesap sorar, memleketin tarikatlara, müritlere boyun eğmesine izin vermezdi. Başka bir deyişle din siyasete alet edilmezdi. Özellikle ordumuza, yargımıza saldırılar yapılamazdı. Her şehit cenazesinden sonra “Vatan Sağ olsun” diyen şehit yakınları “Oğlumuzu, eşimizi, kardeşimizi boşuna mı şehit verdik” diye düşünmezlerdi.

Kısacası Atatürk büyük adamdı, dün de büyüktü, bugün de büyüktür ve yarın da büyük olacaktır.

Bakın Daniel Dumalin Atamız için ne demiş;“Türkiye; Atatürk’ü Allaha borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk’e”.


erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 11 Kasım 2009 Çarşamba 11:48:10
Güncelleme :11 Kasım 2009 Çarşamba 11:51:41


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
ŞAHİN YILMAZ IP: 88.236.174.xxx Tarih : 26.11.2009 11:18:31

yazınız müthiş,bu yazıyı muhalefeti iktidarıyla birlikte tüm ülke okuyup dersler çıkarmalıyız.Herkes kıymetini biliyor önderimizin ama hala biz kıymetini bilemiyoruz. Mirasına sahip çıkmalıyız.SAYGILARIMLA


Mazlum HAKTAN IP: 85.104.241.xxx Tarih : 14.11.2009 14:26:11

10 Kasım da Allah'ın günlerinden bir gündür. Niye o kadar büyütüyorsunuz. Sonuçta bir barışın adımı atılıyor çok güzel bir duygu  sevinci değil mi? Yılarca terör nedeni ile bölgemiz taru mar olmuştur sizler bunu nasıl görüyorsunuz onu bilmiyorum ama yazı yazmak tv. Kanalarında oturup konuşmak kolaydır önemli olan yaşamak ve görmektir. 10 Kasım Atatürkün ölüm yıl dönemi olabilir bizim Peygamberimiz üstadımız da önder olarak vefat etmiştir. Bu günler yas günü olarak ilan edebilirmiyiz önemli olan hakkatn vaaz geçmemek hakla yandaş olmamız lazım her şeyi ezbere bozmamak lazımdır. SELAM VE DUA İLE


Cevdet Üstündağ IP: 88.235.24.xxx Tarih : 11.11.2009 12:57:53

Sevgili üstat, yazınız çok anlamlı ve yerinde olmuş. Gönül dolusu teşekkürler öncelikle. Ayrıştırıcı ve bölücü bir planın parçası olan sözde açılımın tam da 10 Kasım günü görüşülmesi bir tesadüf değildir. Yani Atatürk 10 Kasım 1938'de öldü ve bu 10 Kasım'da da, O'nun kurduğu Laik ve Çağdaş Cumhuriyet'in köküne kibrit suyu döküyoruz mu denilmek istendi? Esas verilmek istenen mesaj bu muydu, diye düşünmemek mümkün mü? Atatürk'ü en doğru şekilde tanımlayan kurum BM - UNESCO'dur. Tanım şöyledir: "Uluslararası anlayış işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi olağanüstü reformlar gerçekleştirmiş bir devrimci sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider insan haklarına saygılı dünya barışının öncüsü bütün hayatı boyunca insanlar arasında renk din ve ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu."  Bu tanım sonrasında, Atatürk'ü yanlış ya da hadlerini aşarak yorumlayanlara, bu tanımı okumlarını salık veririm!