Türkiye’nin siyasi ve askeri tarihini, iç politika çekişmelerini, yerli yersiz darbe senaryolarını ilerideki yıllarda mutlaka objektif biçimde yazacaklar çıkacaktır. XXI. Yüzyılın ilk çeyreğinde yaşananlarla ilgili yazılacaklar için ne kadar geniş konular birikmiş olacaktır. Onların yanı sıra basınımızda yer alan taraflı tarafsız yorumlar, siyasilerimizin birbirlerini suçlayan sözleri üzerine kitaplar, doktora ve doçentlik tezleri hazırlanacaktır. Bu bakımdan XXI. yüzyılımızın ilk çeyreği onlar için hazine değerinde bulunmaz bir malzeme kaynağı olacaktır. Büyük olasılıkla basınımızın yandaş ve yandaş olmayan diye ayrışması, basın üzerindeki baskılar, ne olduğu netlik kazanamamış darbe planlarının, tutuklamaların üzerinde durulacaktır. Kuşkusuz bu arada tutuklamaların yerinde mi, yoksa sindirme politikasının sonucu mu olduğu da ortaya çıkacaktır. Büyük olasılıkla cumhuriyeti korumakla yükümlü Anayasa Mahkemesinin kararları, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Islak İmza olayları, askere saldırı niteliğinde yapılan saldırılar, kozmik odanın mahkeme kararıyla aranması, gizli askeri planların bu nedenle kadük olup yenilenmesi gerekliliği, Genelkurmayın kendini savunmaya çalışması, başta tekel işçileri olmak üzere işçilerin direnişleri tek tek ele alınacak, hepsi hakkında ayrıntılı araştırmalar yapılacaktır.
Genelkurmay son olarak ortaya çıkan Balyoz darbe planının 5–7 Mart 2003 tarihinde yapılan Tatbikatlar Programında yer alan seminer olduğunu ve amacının dış tehdide ilişkin hazırlanan Harekât Planlarını geliştirmek, ilgili personelin eğitimlerini sağlayan senaryo olduğunu resmi internet sitesinde açıklamıştır. Kuşkusuz, Genelkurmayın bu yönde yaptığı çalışmaların gerçek kurmayların (siyasi partilerin kurmayları (!) değil) anlayacağı olaylardır. Bunları yapabilmek geniş bir askeri bilgi, durumu iyi gözlemlemeden geçer. Nitekim söylenenlerin bir kurgu olduğunu emekli Orgeneral Çetin Doğan ve Emekli Orgeneral Edip Başar ve Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen açıklamışlardır. İddiaların yapıldığı yıllarda dört yıl Genelkurmay Başkanlığı yapan Hilmi Özkök’ün “Ben bu işlerden elimi ayağımı çektim, artık torunlarımla ilgileniyorum” dediğini basından öğreniyoruz. Darbe söylentileri çıktığında savcıların, diğer generallerin aksine evinden tanık olarak ifadesinin aldığı yine basında yer aldı. Emekli Genelkurmay Başkanı, bu konuda bir şeyler bilseydi herhalde söylerdi diye düşünüyoruz. Belki de biliyordu da söylemekten kaçındı veya korktu!...
Kısacası orduya yönelik, önceleri sinsice başlayan acımasız bir saldırı ve belge kirliliği günümüzde yaşanmaktadır. Bunlara karşı Başbakan genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında bu kirli senaryoları biliyoruz. Gerilimin tarafı olmayacağız. Ankara’nın karanlık tünellerine girmeyeceğiz diyor.
Türkiye’yi germek isteyen bu iddiaları, belirli aralarla kimler ortaya atıyor? Demokrasiden yana olduğunu söyleyen generallerimize rağmen ordumuza kimler sürekli çamur atmaya çalışıyor?
Kuşkusuz, nasıl ve şekilde ortaya çıktığı bilinmeyen “Taraf” diye bir gazete bunun öncülüğünü yapıyor. Nereden finans sağladığı bilinmeyen gazetenin ortaya attığı iddialardan biri tutmazsa ardından hemen yenisi geliyor. Önce Dağlıca baskınında krokili iddialar ortaya atarak askerimiz küçük düşürülmek istemişti… Ne var ki, Genelkurmay yayınlanan krokilerdeki koordinatların doğru olmadığını kanıtlamıştı…
Taraf’ın ortaya yeni attığı Balyoz planının doğru olduğunu varsayalım. Olay ne zaman cereyan etmişti; 2003–2006 yıllarında… O zaman neden belgeleri Taraf’a sızdıranlar sessiz kalmış, Anayasa Mahkemesi askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören yasal düzenlemeyi oy birliği ile iptal edilince ortaya çıkmıştır?
Bu bir çelişki mi yoksa art niyet mi?
Taraf Gazetesi, halk deyimi ile eti budu belli bir gazete; her ne kadar Ahmet Altan yönetiminde ise de öyle gizli belgelere ulaşabilecek, onları yorumlayacak deneyimli kadrosunun olduğunu da sanmıyoruz… Tirajı ise basınımızın alt seviyelerinde dolaşıyor. Türkiye’nin gündemini sarsacak, generallerimizi töhmet altında bırakacak bu tür yalan yanlış haberleri gazeteye mutlak birileri, legal veya illegal kurumlar servis ediyor. Daha doğrusu haberler adrese teslim geliyor... Bunlar okyanus ötesinden de, Türkiye içerisindeki bazı gafillerden de gelmiş olabilir.
İnsanın aklı enikonu karışıyor. Böylesine haberler neden hep Türkiye’nin kritik günlerinde ortaya atılıyor veya servis ediliyor? Velev ki (!) bazılarının ellerine gizli belgeler bir şekilde geçiyor, bunlar neden baskı sayısı düşük olan gazeteye servis ediliyor da okuyucu sayısı çok fazla olan büyük yayın organlarına verilmiyor? Yanıtı çok açık; Taraf bağlantılı olduğu yerlerden gelen haberleri araştırmadan, doğrulatmadan yayınlıyor. Kapasite bu kadar… Diğer büyük gazeteler ellerine geçen haberleri doğruluğuna inanmadan yayınlamazlar, kadroları da buna müsait…
Balyoz Darbe Planıyla ilgili iddiasını sürdüren Taraf, ilginç demek de doğru olmaz hezeyan niteliğinde iddialarını peş peşe sıralamış… Darbenin amacı AKP hükümetini iktidardan uzaklaştırmakmış!.. Darbeye direnenler stadyumlara doldurulacak (!), 200.000 kişi tutuklanacak (!), Türk pilotunu, Türk pilotları Ege hava sahasında vuracak (!), cuma günü Fatih ve Beyazıt camilerine bomba atılacak (!)… Ortaya atılan bu çirkin iddiaları akıl ve vicdanı olanların kabul etmesi veya inanması mümkün değildir. Yakın tıp tarihimizin ünlü akıl hocası Mazhar Osman bugün yaşamış olsaydı acaba bu iddiaları ortaya atıp gerginlik çıkarmak isteyenlere hangi teşhisi koyardı bilemeyiz… Yoksa deli saçması der geçer miydi?
İddialar bunlarla kalmıyor; bazı gazeteciler tutuklanacak, bazılarından da yararlanılacakmış… Ardından listeler halinde isimler veriliyor.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu Başbakanlığa getirilecek ve olası kabine üyelerinin de isimleri de listede sıralanmış!.. Ancak bu liste bazılarını üzmüş bazılarını sevindirmiş!.. Bazıları ben önemsiz miyim iki listede de ismim yok demiş, bazıları da benim böyle işlerle işim olmaz ama listede ismim var diyor. Gel de çık işin içinden… Bazıları da kararsız, listelerde ismimiz yok, mağdur olduk, yeni bir liste çıkar da belki havamızı atarız diyorlar!..
Bu arada ismi listede olan Mustafa Mutlu da köşesinde haklı olarak soruyor; “Adımı mahkeme kararı ile tescil edilmeyen bir listede yayınlamanız, sizin onur cellâtlığına soyunduğunuzu gösterir” diyor.
Alın size Taraf’ın başlattığı yeni bir polemik!.. Bununla beraber Taraf’ta yayınlanan bu tür haber niteliğindeki iddiaların amacının Türk Ordusunu yıpratmak ve halkın gözünden düşürmek olduğunu aklı başında herkes biliyor. Bugün Türk ordusu Avrupa’nın en güçlü ordularının başında geldiği gibi Ortadoğu ve çevresinde de bazılarını rahatsız eden silahlı güç olduğunu da bilmeyen yok sanırım.
Taraf’ın başında bulunan Ahmet Altan daha önce Milliyet Gazetesinde köşe yazarken son yazısına “ATAKÜRT” başlığını koymuş ve yüzden de gazete ile ilişkisi kesilmişti. Edebiyat yönünden yazdığı romanlarında, Aldatma’da olduğu gibi aralara pornografi yerleştirerek çok satılacağını ummuş bir yazardı. Taraf’ta yayınladığı listesinde nedense babası Çetin Altan’a yer vermemiştir. 27 Mayıs 1960 ihtilali öncesinde Turan Emeksiz isimli bir üniversitelinin kaza sonucu ölmesi üzerine birer satırlık “Bugün canım yazı yazmak istemiyor” derken, 28 Mayıs sabahı ihtilal gerçekleşince “Bugün canım yazı yazmak istiyor” diye coşkuyla yazmıştı. Oysa darbe öncesinde Adnan Menderes hükümetine karşı darbeyi destekleyen, toplumu kışkırtan yazıları vardı. Ahmet Altan, babasını da darbeden yana olanlar listesine eklemiş olsa biraz daha inanılır olmaz mıydı? Bu arada II. Cumhuriyetçiler gibisinden saçma ve hayalî bir fikirden yana olan kardeşi öğretim üyesi ve yazar Mehmet Altan’ın da listelere giremeyenler arasında olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.
Yazımı biraz uzattığım için sizlerden özür dileyerek, sırası gelmişken eklemek isterim; üniversite ve basına ilk adımımı attığımız yıllarda Çetin Altan bizim için bir idoldü. 1960 öncesi Akşam Gazetesindeki yazılarını okumadan, arkadaşlarla tartışmadan gün geçirmezdik. Bizlere yayın yoluyla sol düşünceyi aşılayan kişiydi. İhtilal öncesi ve sonrası kitaplarını ezberlercesine okur, tiyatro oyunlarını hiç kaçırmazdık. Sonraki yıllarda Onun “Taş” sütun başlığını ilk defa köşe yazdığım Ankara Tanin’de “Taşlama” olarak değiştirmiş ve kullanmıştım. Yaptığım bir bakıma masum bir basın hırsızlığıydı. Aradan yıllar geçti soldan, Karl Marks’tan söz eden baba Altan, mahkemelerden kaçmak için İşçi Partisinden milletvekili seçilmiş ve dokunulmazlık zırhına bürünmüştü. Sonradan baktık ki, Altan’da ne sol görüş, ne Marks kalmış günümüzde, bazen Osmanlıyı küçülten, suya sabuna dokunmayan sade suya tirit yazılarıyla vaziyeti idare edip para kazanıyor… Ama bur tür dönüşü de “karakolda benim sırtımdan polisler saldırma çıkarmıştı” diye açıklamıştı(!).
O zaman yıllar öncesi ara sıra da olsa sohbet etmemize dayanarak kendisine bunu sorma hakkımız yok mu? Bize neden sol düşünceleri aşıladın? Buna rağmen eski Çetin Altan’ın önceki kitaplarını, makalelerinin derlemelerini yine de zevkle okuduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu örneği vermemin nedeni bir yazarı okurken; önce onun çevresine, ailesine ve önceki yazılarını arşivlere girip okumanın belki bir faydası olabilir diye…
erdemyucel2002@hotmail.com
Ne derseniz ne yazsaniz dogrudur hocam"Ellerinize saglik.Millet olarak cikar ugruna tipki taraf gazetesi gibi Anasini boyayip babasina satan insan olduk. Bunun tek sebebi 1950 den bu yana gelen hükümetler sebep olmuslardir.Ne iktidar Hükümetler nede muhalefet yapan partiler hicbir zaman birbirlerine yapici bir sekilde yanasmamislardir.
Her iktidar olan partiler Anayasa kanun maddelerini kendi cikarlari dogrultusunda hazirlayip cikarmislardir.Cumhuriyeti korumakla görevli Anayasa Mahkemesinin Balyoz,Sarikiz,Ayisigi,Islak imza,Kozmik odaya girmeleri,Askere saldiri,Niteliginde yapilan konusmalar simdiki iktidar Hükümetin eseridir.Bu nasil yorumlanir bilmem ama sanirim bazi kamu iscilerine gözdagi vermektir.
Yani hak talep edecek iscilere greve giderseniz kafanizi ezeriz misali.Kulaktan kulaga,da duyumlar basladi bile.Bakin ha Hükümet Askeri susturdu sizi bizi,mi susturmiyacaklar dedikodusu yayilmaga basladi bile.Anlasilan güc ikdidar hükümetlerin elindedir.Karsi gelene,de söz hakki verilmedigi gibi yasama hakki,da taninmamaktadir.
Taraf gazetesi ise adi üstünde:Parayi veren düdügü calar misali.Oda muhakkak ki hükümet tarafindan veya yandaslarindan finans destek görerek bahaneleler uydurarak halki askere düsman yapmak icin her türlü camur atmaga baslamistir.elin saf Türkiye Cumhuriyeti varsa oda Türk ordusu sayesinde vardir.Taraf gazetesi yöneticileri yazi müdürleri hicmi insafiniz yokmu.
Türk silahli kuvvetleri baska bir ülkeden,mi geldi.Türk Askeri müslüman Türk Halkinin evlatlari degil,mi.Nasil olur,da Asker Ucak düsürür Cami bombalar hicmi birbirinize sormadinizmi.Nasil böyle yazilarin yayinlanmasina izin verirsiniz.Gerci ne demeli yazarlari zaten bellidir,Analarini boyar Babalarina satan cinstendirler bunlar.Kime dokunursaniz dokunun ama orduma askerime asla saygilarimla.
Sayın Yücel, yazılarınızı tekrar burada görmekten dolayı sevinçli olduğumu belirtmeliyim.Yazınıza gelince; 1960 darbesi ve sonrası olaylarını günümüzde değerlendirip rahatlıkla inceleyebiliyoruz.Ama baktığımızda darbenin gerçek nedenleri ancak bugün ortada açıkça konuşulabiliyor.Askeri darbeye katılıp katılmamak ayrı bir konu.Önemli olan bu darbelerin kimler tarafından yapıldığıdır.Sürekli kamuoyunu meşgul edip puan kazanmak için ağlayıp sızlayıp, bir takım senaryolar ile ülkenin temel direklerini yerinden oynatmak kimin işine geliyor bakalım önce.Önümüzde önemli bir gerçek varsa o da ülkenin hızla açık pazar yapılmaya doğru gittiğidir.Vatandaş çok uluslu enerji, ilaç, iletişim ve gıda şirketlerinin insafına bırakılmaya çalışılıyor.içeride bir takım karanlık insanlar bu çok uluslu şirketlerin distribütörlüğünü-ortaklığını yaparak ya da yapmaya soyunarak büyük kârlar umuyorlar.Hükümet de bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri yapmaya çalışarak bu gidişata yol hazırlıyor.Anayasa Mahkemesi, Yargıtay-Danıştay da bu çalışmalara Anayasaya uygun olmadıkları gerekçesi ile çoğu zaman engel oluyor.Bunun üzerine hükümet sözümona Anayasa yı yenilemek bahanesi ile başta bu kurumlar olmak üzere birçok kurumun yapısında ciddi değişiklikler planlıyor.Bu çalışmaların destekçileri de bu işlerden en çok maddi fayda sağlayacak olanlar.Bu yüzden ellerindeki basını kullanarak bu planlara --Demokratikleşme--kılıfı uydurmaya çalışıyor.İşte bugünün liberal dediğimiz grubu da aslında Amasya genelgesinde şiddetle reddedilen Manda ve Himaye taraftarlarının izinden gidenlerdir.Altan kardeşler de uzun zamandır tavırları ve yazıları ile bu liberallerin önde gidenlerinden olduklarını kanıtladılar.Hal böyle olunca bu şahısların kahraman mı yoksa işbirlikçi mi olduklarını kamuoyu takdirine bırakmak lazım diye düşünüyorum.Unutmamalıyız ki demokrasi eğer ulusal birlik ve beraberlik ile Kemalist Devrimler in terk edilmesini gerektirecekse yerin dibine batsın öyle demokrasi.
Ahmet-Mehmet Altan kardeşler için babaları Çetin Altan örneği çok ibret vericidir. 27.Mayıs'ın, en uç kalitedeki demokrasiyi getiren anayasası ve "millî bakiye" sistemi ile temsil yeterliği çok yüksek seçim yasası olmasa idi Çetin Altan bu ülkede Meclise giremezdi. Meydan sadece bazı fırsatçılar güdümündeki fedai kabadayılara kalırdı... Çetin Altan'a Meclisde meydan dayağı çeken, onu "millî sadaka milletvekili" olarak nitelendiren Şadi Pehlinaoğlu, Osman Zeki Efeoğlu gibi (şimdiki Ahmet Altan'ın anlayışı ile söyleyelim) demokrasi kahramanlarına kalır; toplum kaliteden tümüyle uzaklaşırdı. Gerçek kahramanlık o zamanki Çetin Altan'ın sergilediği tavırdı. Artık, darbe devrinin kesinlikle sona erdiği, gerçek demokrasinin ulus tarafından özümsenmeye başladığı bu dönemdeki yavru Altanların yaptıkları ucuz kahramanlık değil.
Bence oyun içinde oyun oynanıyor,niye oynandığını bilemiyoruz;Taraf bu kadar mahrem haberleri nasıl buluyor,neden buluyor,niye Taraf,Ordu yoldan geçen hanı mı,önüne gelen her sırrı ele geçiriyor?Neden her dönem aynı koloninin adamları konuşuyor?Bilemiyorum ama,çok ilginç değil mi?