29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Tekbir'i de yozlaştırdık!..

İnsanın aklına gelmeyecek, havsalasının alamayacağı işler bu dönemde yapılıyor. Anlaşılan her şeyin cılkını çıkarmakta üstümüze yok. Uluorta yerlerde toplanıp “Tekbir” diye bağıran güruhlar sanıyorlar ki, Allahın adını andık, artık ne yaparsak mubah, herkes peşimizden koşacak, bize alkış tutacaklar…

Oysa kazın ayağı hiçte onların sandığı gibi değil…

Gezi olaylarına destek veren Beşiktaş Çarşı Gurubuna gözdağı vermek için birkaç ay önce kurulan, siyasi bir partiyle bağlantılı olduğu ortaya çıkan 1453 Beşiktaş güruhu “Tekbir” diye bağırarak sahaya koşup maçı tatil ettirdi ve Beşiktaş’ın belki de şampiyonluğuna çelme atarak ceza almasına sağladı…

Tek kelime ile helal olsun…

Verilen görev yerine getirildi de, “Ya Allah Ya Bismillah, Allahüekber” ve “Tekbir” diye sahaya hücum etmenin arkasındaki gerçek ne?

Nerden nereye geldik; Siyaseti Allaha, Peygambere indirgeyip cami önü siyasetini ön plana çıkarırsak sanırım olacağı buydu.

Müslümanlıkta Tekbir nedir? Tekbir diye bağıranlar acaba kulaktan dolma da olsa ne anlama geldiğini biliyorlar mı?

Allah adına Tekbire sığınarak her türlü vahşiliği yapmak yalnızca bizde mi?

Hayır değil; Suriye’de oynanan oyunlarda bunun en çirkin örneklerini görüyor ve bu ne biçim Müslümanlık demekten kendimizi alamıyoruz.

Suriye’de Beşşar Esad’la mücadele eden, sınırımızda artık komşu olan Müslüman (!) El Kaide’nin dışarıdaki bazı ülkelerden destek alan güruhları Tekbir diye bağırarak insanları, esir aldıkları askerleri koyun gibi kesiyor. Başını kestiği adamın kalbini söküp yiyor…

İslamiyet’in ilk devirlerinde, Uhud Savaşı sırasında Vahşi Bin Harp denilen Ebu Deseme de Hamza’yı öldürdükten sonra Hind Binti Utbeye götürmüş o da ciğeri çiğnemiş, yutamayınca yere tükürmüştü!.. Belki de onun izinden gidiyorlar. Sonra da yine Tekbir diyerek adamın karısını alıp bu kadın benim diyorlar!..

Müslümanlığın arkasına sığınarak politika yapmaya kalkarsan, eğitilmemiş, cahil insanlar düşünmediğiniz vahşilikleri yaparlar. Bütün bunları Müslümanlık adına yaptıklarını sananlar varsa da aralarında hinoğlu hinler de yok değildir.

Beşiktaş takımının şampiyonluk yolunu kesmek veya Çarşı Grubuna gözdağı vermek istenen olayları sonraki yazıma bırakarak uluorta Tekbir diye bağıranlar ola ki, bu yazımı okurlarsa onlara Tekbir’in ne olduğunu anlatmak isterim;

Tekbir, Allah’ın en yüce varlık olduğunu belirten, bir bakıma Allahüekber anlamında bir sözcüktür. Bunun yanı sıra başta namaz olmak üzere birçok ibadetin rüknü veya onu tamamlayan bir ögedir. Allahın büyüklüğünü dile getirir ve birçok ayette de bu sözcüğe yer verilmiştir. İslamiyet’te her Müslüman’ın yaşamında faziletli bir zikirdir. Ayrıca kurban keserken, avlanırken besmeleden sonra tekbir getirmenin müstehap (sevilen-beğenilen) olduğu hususunda İslam âlimleri arasında görüş birliği vardır. Ayrıca gece namazı için uyanan kişinin namaza tekbir, hamd, tesbih, tehlil, istiğfar ve dua ile başlaması; savaşta ata binerken, hilal ilk görüldüğünde, dağ tepe gibi yüksek bir yere çıkarken, sevindirici bir olayla karşılaşıldığında tekbir getirmenin müstehap olduğu kabul edilmiştir. Bu konuda başta Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayınladığı İslam Ansiklopedisindeki “Tekbir” maddesi dışında İslam âlimleri pek çok yazı yazmışlardır. Ulu orta tekbir diye ortaya çıkarak bir siyasi görüşü yansıtan kişilerin önce tekbirin ne olduğunu öğrenmeli sonra da oturup biz ne yaptık diye düşünmeleri gerekir.

Olimpiyat Stadı tribünlerine kapıları kırarak giren ve bazılarının da kendilerine göz yumduğu tekbirciler (!) ve koyun sürüsü misali onların arkasında sahaya atlayanların acaba Müslümanlıkta yerleri var mıdır?

Müslümanlığın siyasete sokulmasıyla başlayan yozlaşma bakalım daha ne kadar sürecek?

Kuşkusuz, bunun öncülüğü geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında Adnan Menderes’in Türkçe ezanı Arapça okutmasıyla başlamış ve atılan tohumlar yeşermiş; yeşermiş ne kelime ulu ağaçlara dönüştürülmüştür. Siyasetçilerimizin her konuşmasında dini öne çıkarması, Cuma namazı sonraları cami önünde mülakat vermeleri veya namaz kılacaklarını medyaya haber uçurmaları meğer boşuna değilmiş. Nedense ibadet de gizli kabahat de gizli sözünü unutup gitmiş bir topluma dönüştük. Kısacası, bugün İslam ülkeleri içeride ve dışarıda biat kültürünü benimsemiştir. Onlara verilecek en güzel yanıt; dini siyasete, çıkara alet etmekten vazgeçen toplum olmamızdır.

Basında çıkan haberlere bakıyorum; adamın biri nüfus cüzdanından İslam’ı çıkarmak istiyor, bazıları ben bu durumda Müslümanlıktan istifa ettim diyor. Bir başkası da aracının teybinden bağırta bağırta ilahiler çalıyor. Tekirdağ’da bir başkası çiftliğindeki yirmi bin tavuğuna daha iyi daha kaliteli yumurta versinler diye gece gündüz ilahi dinletiyor.

Dinde yozlaşma nedir, reform olmalı mı diyenlere bundan güzel örnekler olabilir mi?

Müslümanlık yalan söylemeyi menederse de siyasette yalanın kol gezdiğini görmemek olanaksız. Örneğin Olimpiyat stadının kapılarının kırılıp binlerce kişinin içeriye ücretsiz girmesi doğrulanırken üst düzey bir yetkili içeride bir tek biletsiz yok diyebiliyor!.. Kimse de yalanından utanıp sıkılmıyor, nasıl olsa yutan yutuyor diye bir yenisini daha söylemekten çekinmiyor…

Gezi Parkı olaylarında Dolmabahçe Camisine polisin şiddetinden kaçanlara kapısını açan ve en yetkilinin içeride içki içtiler iddiasına karşı dimdik duran, Müslüman yalan söylemez, kimse içki içmedi diyen müezzinin doğruyu söylediği için sürülmesine ne buyrulur?

Anlaşılan Müslüman’ız, tekbir getirelim demekle bu işler olmuyor…

Mahatma Gandi bakın ne güzel söylemiş; “Doğruluğu elde etmek kolay, ama onu sürdürmek zordur… " Ondan önce Aristotle’nin sözü ise kulaklara küpe olmalıdır, “Dürüstlük bir hazineye benzer, ortaya çıktığında taraftarları çoğalır; yalan ise ateşe benzer, yanmaya başlayınca kötülükler ortaya çıkar.”


erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 28 Eylül 2013 Cumartesi 10:49:04


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Teoman Törün IP: 88.241.251.xxx Tarih : 29.09.2013 10:24:39

Tekbire uluorta sarılanlara dört dörtlük bir ders. Ama dinin ticaretini yapanların umurunda mı? Asırlar boyunca Din yağmacılık, gasp, tegallüp için kullanıldı. Onun için Din konusunda da böyle bir kültür kazanıldı. 


Dr. S. A. IP: 95.15.208.xxx Tarih : 29.09.2013 17:40:56

Sayın Erdem Yücel; Sunumunuza aynen katıldığımı belirterek size, ve bu fikirlerinize katkılarda bulunan Sayın Törün'e en içten saygılarımı sunarım. Aslında "Tekbir'i yozlaştırmadık !"; bazı malumların gereksiz ve yersiz olarak ve de kendi çıkarları için tevessül ettikleri Tekbir sayesinde "halklarımız yozlaştırıldı !"  Yakın tarihini inkâr eden malumlar, hiç olmazsa, Orta Çağ tarihine vâkıf olabilseler idi, Batı emperyalizminin ülkemiz üzerinde oynadığı "Haçlı Seferlerinin senaryosunu" anlamış olurlar; ne AB'ye, ne ABD'ye yüz vermeyip kendi halklarının çıkarlarını korumasını bilir ve de ülkemizi " Din sömürüsünden" uzak tutarak, gerçek anlamıyla demokratik olarak yönetebilirler idi ! Ne yazık ki, bağnaz düşüncelerinin neticesinde halklarımızın bölünmelerine neden olmuşlardır. Malumumuzun, fikir salatalığı içinde, en son verdiği şu beyanatına dikkat çekelim: "- terörizmin dini yoktur,  dünyanın her yerinde olabilir !" Peki, neden terörizm İslâm ülkelerini hedeflemiştir de, Batılıların dünyasında neden sulh ve huzur vardır ! Sonuç olarak malumlara belirteceklerim şudur: "- kendi çıkarlarınız için halklarırımızın duygu ve düşünceleri ile oynamaktan artık vazgeçiniz, yeri geldiği zaman, bu halklarımızın size vereceği cevap, geçmişte ...... yönetimlere gösterilen tepkinin aynısı olur !