29
Ocak
2026
Perşembe
ANASAYFA

Türbana Değil Cambaza Bak!..


Türkiye’nin içinde ve dışında başka bir sorunu yokmuş gibi örtünme ve başörtüsü bir türlü gündemden düşmüyor veya birileri düşürmek istemiyor. Türban veya örtünmeyi gündeme taşımak ve konuda haber yapmak isteyenler de az değil... Böyle bir gündemi bilinçli mi yoksa bilinçsiz mi yapıyorlar, onu da anlayabilmek mümkün değil.

Bir süre öncesi bir gösteri yapılırken, eski Türk kıyafeti olarak bazı ilköğrenim öğrencileri çarşafa sokulup tören alanından geçirilmiş ve tepki ile karşılanmıştı. Bu olay daha soğumadan ona bir yenisi daha Tunceli’de eklendi. Tunceli’de Bedensel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nin düzenlediği törende, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun önünde Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencileri folklor gösterisi sırasında başlarını türbana benzer örtülerle kapatarak oyunlarını oynadılar. Bu olay anında basında ve İnternet sitelerinde yer aldı. Oysa aynı okulun öğrencileri Cumhuriyet Bayramı törenlerinde başları açık olarak gösteri yapmışlardı. Bu gösteri sağduyu sahibi ve Atatürk devrimlerinden yana vatandaşlar tarafından tepki ile karşılandı. Tunceli valisi de folklor ekibinin başlarını örtmesiyle ilgili emri olmadığını belirtti. Bunun yanı sıra Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil de folklor ekibindeki kız öğrencilerin başlarını türbanla kapattıranın mutlaka ortaya çıkarılmasını istedikten sonra “bizim gelenek ve göreneklerimizde böyle bir başörtüsü yoktur. Folklorumuzda ve halk oyunlarımızda bu şekilde türban gibi başörtüsü asla bağlamaz” diyerek konuyu bir başka yönden gündeme taşıdı. Tunceli CHP Milletvekili Sinan Yerlikaya da bu durumun laik Türkiye Cumhuriyetine yakışmadığını belirten bir basın toplantısı düzenledi. Kuşkusuz TBMM Başkanı ile Devlet Bakanında böyle bir düzenlemeden haberi yoktu. Haberi olsaydı buna izin vermeyeceği de açıktır.

Bu tür gösterilerin altında bir şey aranır mı aranmaz mı bilemem. Bu olay gösteriyor ki Atatürk devrimleri konusunda çok daha dikkatli olunmalıdır. Tunceli’deki olayda büyük olasılıkla işgüzar bir görevli çocukların başlarını örterek, işgüzarlık örneği sergilemiş ve belki de aferin alacağın sanmıştır.

Bilemeyiz.

Ancak ortada olan gerçek; bazıları sürekli örtünme, türban gibi olayları gündeme taşıyarak bu yarayı kaşımaya çalışıyor. Bu arada da bilinçli Müslümanların inançlarını dikkate almıyor.

Kısacası Türban veya başörtüsü beklenmedik anlarda gündeme getiriliyor; toplum başı açık veya kapalı diye ikiye ayrılmak isteniyor. Acaba her iki taraftan birinden olduğunu sananlar bunun kökenini ve ne amaçla oraya çıkarılıp, suni gündem yaratıldığını biliyorlar mı? Sanırım işin özü de buradan kaynaklanıyor. Akıl ve bilimin ağır basmasıyla örtünme konusu dini yönden de araştırılamadığından işin içinden bir türlü çıkılamıyor ve fasit bir daire içerisinde bocalanıyor.

Bu çelişkili durum batıdan mı, yoksa Arap ümmetçiliğinde mi veya başka bir deyişle oy avcılığından mı kaynaklanıyor? O da bilinmiyor...

Bu tür tartışmalar ara sıra da olsa batı basınında da yer alıyor. Nitekim kısa bir süre önce İngiliz gazetelerinden Independent “ Yirmi Birinci Yüzyılda Türkiye: Bayan Atatürk’ün Mirası” başlıkla yazısında Atatürk’ün ayrıldığı eşi Latife Hanım ile Başbakanın eşini karşılaştırmış ve her iki lider eşlerinin türban konusunda birbirinden farklı tutum sergilediklerini ortaya koymuştu. Independent, Latife Hanım’ın yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinde kadınları çağdaşlaştırmak için çalıştığını belirtmiştir.

Latife Hanım, Atatürk’ten ayrıldıktan sonra evine kapanmış ve hiçbir gazeteci ile konuşmamış, ölümüne kadar da Atatürk’ün anılarına sadık kalmış, saygı değer bir Türk kadınıdır. Öğrendiğimiz kadarıyla de laik Cumhuriyet ilkelerine yaşamının sonuna kadar bağlı kalmıştır. Independent’in haberinde Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden çoğunluğu Müslüman olan, batılı değerlere sahip çağdaş, dinamik bir toplum yaratıldığının altını çizmiştir. Günümüz Türkiye’sinde aydın kesim türbanı gericiliğe atılan bir adım, tutucu denilen ve bu işin özünü bilmeyenler ise konuya Müslümanlık ve insan hakları açısından yaklaşmışlardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar konuyu götürenler olmuş ve oradan da beklemedikleri bir karar çıkmıştır.

Bu arada zaman zaman konuya bilimsel yönden açıklık getirmek isteyenler de olmuştur. Bunların başında Diyanet İşleri Başkanı, Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, Milletvekili Yaşar Nuri Öztürk gelmiş ve toplumu aydınlatmaya çalışmıştır. Son olarak da Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden İslam Felsefesi Ana bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, İslam dininde başörtüsü olmadığını ve Kuran’da başörtüsünün farz olduğunu belirten herhangi bir ayetin bulunmadığını ileri sürmüştür.

Kuran’da Nur Suresinin 30, 31, 33. ayetleri ile Ahzab Suresinin 59. ayetinde örtünmeden söz edilmektedir. Bugün toplumuzun birçok kesimi kabul etmese bile tarihi ve bilimsel veriler İslamiyet öncesinde, İslamiyet’in ilk yıllarında Arabistan’daki Arap kadınlarının sıcağın etkisiyle açık saçık gezdikleri bilinmektedir.

Türban ve başörtüsü konusu Nizam Partisinin gündeme gelmesiyle ortaya çıkarılmış, aynı yolda yürüyen siyasiler de bu konuyu oy kazanma amacı ile sürdürmüşlerdir. Oysa Türk geleneğinde yeri olan başörtüsü ayrı, bir siyasi partinin simgesi olan türban apayrı şeylerdir. Ne yazık ki, bazıları bunları birbirine karıştırıyor. Bu arada İmam Hatip Okulları için bizim arka bahçemiz diyenler, yasal olmamasına rağmen ne yazık ki, Türkiye’nin birçok yerlerinde açılmış dergâhlarda ve kurslarda bu konu gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. İcazetin ne olduğunun bile farkında olmayan bazı efendi babalar (!), şeyhler (!) eğitimi yetersiz, akılcı olarak düşünmeyen insanların beyinlerini yıkamakta, onları öbür dünya korkusuna sardırmaktadır. Bazı kuruluşların yurt adı altında açtıkları mekânlarda fakir ailelerin çocukları ağabeyler tarafından eğitilmekte ÖSS sınavlarına hazırlanmaktadır. Burada ağabeyler onlara girecekleri sınavların yanı sıra koyu bir din eğitimi de uygulamakta, çocukları yaz aylarında kamplara taşımaktadırlar. Bunun yanı sıra genç kuşaklar bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıklarından ve merak edip Osmanlı Tarihini okumadıklarından, Osmanlının çöküş nedenlerinin başında bağnazlığın geldiğinin farkında bile değillerdir. Ayrıca Cumhuriyetin ne güç şartlarda kazanıldığının, Atatürk devrimlerinin ne amaçla yapıldığını da bilmiyorlar.

Bütün bunların arkasında sanayi devrimini yapan batı ülkelerinin kendi çıkarları doğrultusunda yeni pazarlar açabilmek için sömürgeciliği, mandacılığı kendi çıkarlar doğrultusunda tarihte yaygınlaştırdıklarının farkında değillerdir. Sözüne güvendikleri sözde din adamlarına bunları sorsalar, alacakları cevap kuşkusuz günah olacaktır. Ayrıca birçok zavallı insana laik sözcüğü din yok anlamında anlatılmaktadır. Oysa o kişiler sözlüklere, ansiklopedilere bakabilme becerisini kendilerinde bulabilseler laik sözcüğünün Latince laikos’tan geldiğini ve din ile devlet yönetim işlerinin birbirinden ayrılması anlamında olduğunu anlayacaklardır.

Türban ile Türk geleneklerindeki başörtüsünün birbirinden farklı olduğunu önceki yazılarımda defalarca yazmış olmama rağmen yine de bu konuda aldığım yorumlar yazıların dikkatlice okunup, düşünülmediğini gösteriyor. Bu da ayrı bir konudur. Benim veya başkalarının yazıları üstün körü okunuyor, detaylar üzerinde düşünülmüyor. Daha doğrusu bu sorunu ortaya atanlar bilimden, aydın düşünceden birkaç adım öndeler. Çağdaşlık olarak televizyon ve magazin basınındaki sayıları üç beş yüzü geçmeyen kişiler olarak algılanıyor. Haklı olarak da tepki gösteriyorlar. Bu arada okuyucularımdan Sinem’e de bir çift sözüm var. İnsanların inançları ile hiçbir zaman alay etmedim. Başka bir deyişle onları aydınlatmaya çalıştım. Üniversitede İslam Öncesi Türk Sanatı ve Orta Asya Türk Tarihi konulu dersler verdiğimi; yazdığım ”İslam Öncesi Türk Sanatı” kitabım ile sitemizdeki “İran ve Türkiye’de Kadını” isimli köşe yazımı dikkatlice okuyacak olursa bazı düşüncelerden sıyrılacağını sanırım.

Bir zamanlar aynı gazetede birlikte yazdığımız Rauf Tamer’in, kıssadan hisse hemen herkesin bildiği “Cambaza Bak” diye bir fıkrası vardır. Sırası gelmişken, belki cuk oturur diye bu fıkrayı yinelemek isterim. Kasabanın birine bir cambaz gelmiş, meydana gerdiği tel üzerinde elinde sırığı ile yürüyormuş. Herkesin gözü havada cambazı seyrederken, kasabanın bıçkını gözüne kestirdiği bir hanımın arkasına yavaşça sokulmuş ve hafif hafif onu rahatsız etmeye başlamış. Kadının her kıpırdanışında da cambazı göstererek “Cambaza Bak” dermiş.

Kim bilir belki de birileri de bizlere türbana bak diyor...

Bilmem anlatabildim mi? Nejat Uygur’un bir sözü ile yazıma son vermek isterim; anlayan anladı sanırım...


erdem@kenthaber.com


Yayın Tarihi : 13 Temmuz 2006 Perşembe 20:18:03


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
suat IP: 85.104.45.xxx Tarih : 6.08.2006 21:45:40
Türban için iyi yazınız var elinize sağlık,fakat bukadar turbana meraklı iseler,kemal paşayı dillerine bukadar dolamayı seviyorlarsa;Bu ülke onlara göre değilse,ülkeyi değiştireceğine kafasına uyon şekilde türbanlı yaşamak istiyorsa İ R A N 'Ayaşamaya girsinler. bu biraz sıkar.orada bu cumhuriyet vehürriyet yok. Burada rahat iken atıp tutmak çok kolay. TEŞEKKÜRLER

erkan erkek IP: 85.102.203.xxx Tarih : 15.07.2006 00:29:10
Yazı çok güzel.Elinize,dilinize , düşünen ve düşündüğünü bizlerle paylaşan beyninize sağlık.O kadar güzel yazmışsınızki doğrusu söylüyecek bir söz bulamıyorum.Sizi kutluyorum. Belki katkım olur savıyla yazınıza ufak bir eklemede bulunmak isterin. Dünyalarında karanlığı gerçek ışık sanan köstebekler güneşi görmedikleri sürece kendi karanlıklarıyla aydınlandıklarını sanırlar. Saygılarımla..