2
Şubat
2026
Pazertesi
ANASAYFA

Türkiye’nin Asıl Sorunu Cehalet!..

Büyük Atatürk İstiklâl Savaşının kazanılmasından ve dünyanın güçlü devlerine karşı Türkiye Cumhuriyetini kabul ettirdikten sonra söylediği bir söz vardı; Asıl savaş şimdi başlıyor, o da cehaletle savaştır… Yüzyılın dâhisi, ileriyi gören bir devlet adamına yakışan sözdür. Ne yazık ki, günümüz Türkiye’sinde bu gerçeği gören kaç kişi kaldı?

O yıllarda büyük bir kısmı okuma yazmadan yoksun, kendilerinden menkul hocaların telkinleriyle cehaletin girdabına düşürülmüş milletini aydınlatmaya çalışmış, bunun adımlarını atmıştı. Köy Enstitüleri, Halk Evleri bunun örnekleriydi...

Köy Enstitülerinden yetişen aydın düşünceli gençler köylüyü, Halk Evleri halkı bilinçlendirmeye çalışıyordu. Cumhuriyetin ilk dönemlerinin coşkusu gerçekten tek kelime ile muhteşemdi Nitekim Onuncu Yıl Marşı bu aydınlanmanın simgesidir. Halkın cahil kalmasının kendi çıkarları doğrultusunda olduğunu bilenler sinmişler, sanki yer altına inmişlerdi. Bu durum 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesine kadar sürdü, o günkü yönetimin müsamahakâr tutumunu görenler yavaş yavaş ortaya çıktılar ve bugünlere gelindi…

Günümüz Türkiye’sinde Milli Eğitim Bakanlığı işlev olarak çökmüştür. Başlangıçta özel dershanelerin maddi kazanç uğruna ortaya çıkışı, üniversite giriş sınavlarında sorulacak soruların dershanelere göre ayarlanmasının kaçınılmaz sonucu olarak Milli Eğitim Bakanlığı okullarının neredeyse hiçbir işlevi kalmadı. Bu arada çıkarılan yönetmeliklerle öğretmenlerin elleri kolları bağlandı, öğrencilerin üzerindeki etkileri hemen hemen sıfıra indirildi. Öğrencisine en küçük serzenişte bulunan öğretmenler, anında velilerin şikâyetleri ile karşılaşmakta, hatta ceza bilealmaktalar. Bunun sonucu olarak da artık öğrenciler öğretmenlerinin üzerinde baskı kuruyorlar!..

Milli Eğitim Bakanlığında çalan alarm zilleri 1.324.000 öğrencinin katıldığı ÖSS sınavı sonrasında bir kez daha ortaya çıktı. Sınava katılan öğrencilerden 30.000’i sıfır çekmiş; 794.400’ü Fen Bilimleri, 251.000’i de Matematik testinde tek soruyu bile yanıtlayamamış. Sınava girenlerin yarıya yakını 145 puan taban puanını bile geçememiş… Okullarını birincilikle bitiren öğrenciler bu sınavda başarılı olamamış!..

Milli Eğitim’in okullara verdiği ödenek yok denecek kadar az; gereksinimlerini kayıt sırasında yasal olmadan topladıkları paralarla karşılamaya çalışıyorlar. Yetenekli, idealist öğretmen sayısı varla yok arası, sınıflar, eğitim malzemeleri hak getire…Türkiye’nin illeri arasındaki uçurum kapanacak gibi değil…

O halde sormak gerekir bu çocukların hepsi mi akılsız? Koşullar böyle olunca sıfır çekmesinler de ne yapsınlar?

Kısacası Milli Eğitim’de durum vahim değil, vahimden de ötedir…

Öğrenciler okul çağına başladığı andan itibaren, çocukluklarını yaşayamadan yarış atları gibi anlamsız bir mücadelenin içerisine itiliyorlar. Eğitimin test çözmekten ibaret olduğunu sanan yöneticiler, bazı eğitimciler genel kültürden nasiplenememiş, hiç kitap okumamış, sanatla ilgilenmeyen gençleri elerine hiçbir işe yaramayan diplomalar vererek ortaya salıyorlar. Lise bitirme sınavı ortadan kalkmış, ÖSS hepsini yüklenmiş durumda. Her şey test sistemine dayalı, kısa sürede unutulacak bilgilerle yüklenen gençlerin ne kişilikleri gelişiyor ve ne de kabiliyetleri gelişiyor.

Bu öğrenciler diplomalarını aldıktan sonra hayata nasıl atılacaklar? Asıl sorun onların geleceklerinin ne olacağıdır? Niteliksiz, diplomalı gençlerin özel sektörde iş bulabilmeleri çok güç, devlet sektöründe ise cemaatçi torpili olmazsa iş bulabilirler mi?

Son bir iki gün içerisinde televizyonlarda mimar, mühendis diplomaları almış, işsizlikten itfaiye eri veya madenci olabilmek için sınavlara girmiş gençleri görmedik mi? Taksi şoförlüğü, pazarcılık yapanlar ve belediyelerde temizlik işçisi olabilenler de hak getire!...

Önceden bilinen yüksek öğrenimdeki (YÖK) çatlak ise YÖK üyesi Prof. Dr. Bülent Serim’in istifası ile su yüzüne çıktı. YÖK Başkanı’nın daha toplantı öncesi “Yeni sınav sisteminde farklı katsayı uygulaması kaldırılacak” açıklaması bardağı taşıran damla oldu. Katsayı kaldırılmasının altında imam hatiplilerin üniversitelere girmesinin kolaylaştırılması yatıyor. Oysa YÖK yüksek eğitim konularına siyasal iktidarlar gibi yaklaşmamalıdır. Her ne kadar imam hatip lafı edilmeyip meslek liseleri deniyorsa da asıl amacın ne olduğunu bilmeyen kalmadı!.. Sözü edilmesi bile, İmam Hatip kavgası gündeme getirilmese bile tüm hızıyla sürüyor. Meslek liseleri deniyorsa da bunun altında yalnızca İmam hatip sorunu yatıyor. Meslek liselerinin üniversite sınavında eşitsizlik yarattığı söylenen katsayı sisteminin altında da bu sorun yatıyordu… Sonunda beklenen karar YÖK’ten çıktı; meslek liselilerin, öğrenimleri dışındaki alanlarda yüksek öğrenim görmelerini sınırlayan düşük katsayı uygulaması kalktı. Bu karar 2010’de iki aşamalı olarak yapılacak.

Türkiye’de İmam hatip kavgası yıllardır sürüp gidiyor. Siyasi bir partinin bu okullar için “Arka bahçemiz” demesiyle gündeme gelmiş, 12 Eylül darbesinden sonra, sola karşı bu okulların sayıları arttırılmıştı. Dini eğitimin ağırlık kazandığı bu okullardan çıkanların gidebilecekleri ideal yüksek eğitim İlahiyat Fakülteleri olmalıdır. İhtiyaç kadar din görevlisi yetiştirilmelidir. Yoksa hâkim, savcı, kaymakam, vali gibi görevlere gelmeleri biraz tuhaf kaçar… Aklımın almadığı bir nokta da; mimar, mühendis, siyaset bilimci, doktor ve hukukçu olmak istiyorsan neden klasik liseyi değil de meslek lisesine giderler?

Eğitimdeki kara tabloyu kimse inkâr yoluna gitmemelidir. Türkiye’nin teslimiyetçilikten kurtulabilmesinin yolu eğitimden geçmektedir. Bu konudaki en büyük sorun cehalettir. Türkiye bu cehaleti öğrencisiyle halkı ile aşmak zorundadır. Bunun yanı sıra ahtapot gibi Türkiye’yi saran, eğitimsiz insanları kolayca kucağına düşüren din bezirgânlarından, tarikat ve cemaatlerden kurtulmak zorundadır. Son ÖSS sınavları bir kez daha göstermiştir ki, gençler göz göre göre kıyılıyor. Alt yapısı, yeterince öğretim elemanları bile olmayan pıtrak gibi açılan üniversitelerle de bu iş yürümüyor…

Bazıları da Kur’an kursları Milli Eğitimin işi değil, cemaatlere bırakılsın gibi saçma sapan sözler söylemiş… Cemaatlerin, tarikatların legal veya illegal yollardan beyinleri nasıl yıkadıkları, tornadan çıkmışçasına ayni tip insanları ortaya koydukları da göz ardı edilmemelidir. Kaldı ki, kimsenin hatırlamak istemediği, sözünü bile etmediği, hâlen yürürlükte olan bir yasanın var olduğunu bazı aklı evvellere hatırlatmak isterim; 677 sayı ve 30.Kasım 1341 (1925) günlü “Tekke ve Zaviyelerle türbelerin seddine ve türbedarlıklarla bir takım unvanların men ve ilgasına dair kanun..” Merak ediyorum yürürlükte olan bu yasanın değiştirilmesine ne zaman karar verilecek!.. Maşallah yürürlükte olan bu yasaya rağmen tekkeler, dergahlar icrayı sanatlarını sürdürüyorlar, ortalık cemaat liderlerinden, şeyh efendilerden ve müritlerden, onlara yağdanlık olanlardan geçilmiyor!..

Yazıma Büyük Atatürk’ün sözü ile başlamıştım, yine O’nun hepinizin bildiği bir sözü ile son noktayı koymak istiyorum; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir


erdemyucel2002@hotmail.com
 

Yayın Tarihi : 23 Temmuz 2009 Perşembe 00:02:25
Güncelleme :23 Temmuz 2009 Perşembe 00:04:04


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
mehmet ersindigil IP: 84.62.54.xxx Tarih : 23.07.2009 21:05:08

Hocam böyle güzel bir yaziyi kaleme aldigin icin sana sonsuz selamlarimi sunuyorum.Cehalet tamamen yanlis egitimden kaynaklandigina inanyorum.Ilk okul orta okul liseyi,de oku ondan sonra 40 dakikalik Öss sinavlarina gir Hic olacak birsey,mi.Milli Egitim Bakanligi bu soruyu kendi kendine sormali,30 bin ögrenci sifir cekiyor. Acaba niye bu talebeler sifir cekti diye hic arastirdimi.Ilk okulu bitirmis Orta okulu bitirmis Liseyi,de bitirmis,Eh 30 bin Talebe sifir cekmis.700 bini,de zar zor kurtarmis nedeni nedir diye kendine sordumu.Türkiyede bu tür egitim sistemi tamamen yanlistir.Bunu Avrupa ülkeleri egitim sistemi göz önüne alinarak en kisa zamanda düzetilmesi gerektigini hatta gec bile kalindigini saniyorum saygilarimla.


Gönül Aydemir IP: 85.102.165.xxx Tarih : 25.07.2009 10:37:29

Güney Afrika'da ırkçı yönetim zamanında zencilerle beyazların birlikte eğitim görmesi yasaktı.Beyazların da teknik üniversitesi var,siyahların da,beyazların da ilkokulu var,siyahların da,beyazlarda da az çok fakir var,siyahlarda da az çok zengin,her nedense siyahlar okumak istemiyor.Böylece zencilerin ırksal özelliğinin okumaya uygun olmadığı kanısını beyazlar yaymayı taraftar bulmayı başarıyor.Gerçekte ise durumun çok farklı olduğu  ırkçı yönetimin yıkılmasına yakın söylenebiliyor,zenci okullarında hiçbir şeyin sebebinin ,sonucunun açıklanmadığı,öğretilmediği,ancak ezberletildiği ,siyah okullarında felsefe,mantık okutulmadığı,beyaz okullarında ise her şeyin sebebinin sonucunun anlatıldığı, ezberci eğitimin uygulanmadığı ortaraya çıkıyor.Zenci okullarında 360 derecenin trigonometrik değerleri tek tek ezberletilirken,(ör.1-360 derecenin sinüsü, kosinüsü,tanjantı,kotanjantı,vb...)beyaz okullarında trigonometrik oranların nasıl bulunduğunun anlatıldığı,zenci öğrenciye yalnız kimyada değerliklerin tek tek ezberletildiği yani hiçbir şeyin mantığının verilmediği ortaya çıkıyor.Bizim eğitim sistemimiz,zencilere verilen eğitim sitemi gibi.12 Eylülden hemen sonra Hukuk Fakültelerinde Kamu Hukuku Dersinin adı ,''Siyasal Düşünceler Tarihi'' olarak değiştiriliyor,kapsamı daraltılıyor. Liselerde Felsefe mantık dersleri kaldırılıyor. Hiçbir şeyin bilimsel olarak sebebi sonucu anlatılmıyor,bütün gençliğimiz işe yaramaz bilgileri ezberlemekle geçiyor.Yaratıcılığımız kasten öldürülüyor.Okuyanın da cehaleti sabit kalıyor.Okuyamayan da genetik olarak eğitime uygun sayılmıyor.


pınar erzurum IP: 78.168.109.xxx Tarih : 24.07.2009 11:27:52

Merhaba Erdem abi her zamanki gibi güzel bir konuya deginmişsin. Haklısın bende bir Meslek  lisesi öğrencisi olarak sana katılıyorum. Meslek liselerine yapılan haksızlıklara ve tüm eğitime yapılan haksızlıklara sizin gibi üstatlar dur diyecek. Buna inanıyorum.Kalemine sağlık.