Türkiye’de işlerin nasıl olduğunu, iyiye mi kötüye mi gittiğini sormaya gerek yok sanırım!.. Bilen biliyor, anlayan anlıyor!..Yine biz bir şeyler karalayalım…
Kuşkusuz işler iyiye gidiyor olmalı ki, bizleri yönetenler hemen her Allahın günü yurt dışındalar, onlardan arta kalan günlerinde ya parti kongrelerinde ya da çeşitli açılışlardalar... Televizyon ekranlarında birbirleriyle hakarete varan konuşmalarını, birbirlerini suçlamalarını izlemeye alıştık. Bir bakıma şanslıyıyız; istediğimiz an ekranı karartabiliyoruz.
Bu arada bütün Türkiye’deki aklı başında insanlar gibi benim de içim yanıyor. Birkaç gün öncesi günahsız, belki de yaşanan siyasi komedilerin bilincinde bile olmayan bir kızımızı, 17 yaşındaki Serap Eser’i doktorlar tüm çabalarına rağmen kurtaramadılar. Büyük umutlarla, geleceği için gittiği dershane dönüşü hain terörün kurbanı oldu. Otobüsten inerken PKK’lı bir canavarın attığı Molotof kokteylinin kurbanı oldu; Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık ve Kronik Yara Tedavi Merkezi Yoğun Bakım Servisi’nde 29 gün yaşam mücadelesi verdi ama tıp çaresiz kaldı…
İstanbul valisi “Bunlar provokasyondur, bunlar bizi yıkmak için, milli birliğimizi dağıtmak için yapılan eylemlerdir” diyor.
Günaydın!..
O olayın provokasyon olduğunu öğrendik ama İstanbul’un bazı kesimlerinde eylemlerini sürdüren, araçları yakan, insanları tedirgin edenlere karşı ne önlem alınıyor?
Bir takım uyum yasaları veya aldıkları emirler doğrultusunda elleri kolları bağlı güvenlik güçleri serbest kalabilseler bu saldırganları en kısa sürede hallederler ama edemiyorlar… En küçük sert davranışlarında yardakçıları insan hakları diye karşılarına çıkıyor…
Tokat’ın Reşadiye ilçesinde pusu kuran terörist grubu içerisinde on askerimizin bulunduğu devriye aracını tarıyorlar. Kalleşçe yapılan saldırıda biri uzman çavuş olmak üzere yedi askerimiz şehit oluyor. Üç askerimiz de yaralı.
Ardından hep bildik mesajlar geliyor; olayın meydana geldiği bölgeye ilave kuvvetler sevk edildi, operasyonlar devam ediyor… Çoğu zaman da saldırganlar karanlığa karışıp ara sokaklarda kayboldu deniyor…
Türkiye’nin belirli yerlerindeki ayaklanma provalarında çocuklar öne sürülüyor, polise taş ve molotof kokteylleri atıyor… Polis kendini kalkanlarının arkasına gizliyor, karşısındakilere çocuk diye bir şey yapamıyor… Oysa küçük denilen o çocukların bir iki sene sonra palazlanıp dağa çıkıp bu kez kurşun atmayacağını kim garanti ediyor?
Okyanuslar ötesinden, ABD Başkanı Obama’dan, Erdoğan-Obama zirvesinden sonra mesaj geliyor;
“PKK ortak düşman ama mücadele sadece silahla olmaz.”
Anlaşılan geçmişte kalan bazı olayları kimse kurcalamak istemiyor; Turgut Özal’ın kuzeyden Irak’a girme emrini uygulamamak için Genel Kurmay Başkanı Org.Necip Torumtay neden istifa etmişti?
Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in uçağının düşmesindeki gerçek neydi?
Bölgedeki çekiç güç kime hizmet ediyordu?
Türkiye’nin gerçekten içi acıyor, içi kanıyor. Onlardan, içi acıyanlardan birisi de okuyucularımızdan İbrahim Çakıcı… Türkiye’nin durumunu içeren haberlere ve köşe yazılarına sağ olsun, zaman zaman yorum yazıyor. Bu yorumlardan birisini de “7 şehit için ne dediler” başlıklı haberimize yazmış. Haberin altındaki yorum köşesinde yer alan bu yazısını sütunuma taşıyorum. Belki biraz daha fazla okunur diye…
“Diyarbakır’da on binlerce isyan provası, izinsiz gösterilerde bir öğrenci öldü, çok sayıda yaralı var.
Olaylarda çocuklar öne sürülerek onların arkasına saklanıyor.
Diyarbakır’da maçlarda PKK diye slogan atılıyor, bir şey yok! Bursa’da kahrolsun PKK diye slogan atmak provokasyon oluyor.
Şanlıurfa’da PKK yanlıları şehri yağmaladı.
Hakkâri (Şemdinli) de Türk bayrağı yakıldı.
Ağrı’da Kandil’den gelen barış (!) grubunun bir üyesi İstiklal marşı yerine artık Kürt marşını okuyacaklarını açıkladı.
Muşta ahali sokağa çıkmaktan korkuyor.
Siirt meydanları teröre teslim.
Batman’da polis öldürülme korkusu ile panzersiz sokağa çıkamıyor.
Şırnak alev alev!.
Van diken üstünde!
Sadece iller değil. Güneydoğunun bütün ilçelerinde PKK’nın hakimiyet tablosu var!.
PKK her gün İstanbul’un değişik semtlerinde terör estiriyor! Suçu günahı olmayan insanları, çocukları molotof kokteylleri yakıyor.
Emine Ayna’sından Ahmet Türk’üne kadar bütün dtpkk’lılar her gün bölücü açıklamalarıyla memleketi geriyor.
Tokat’ta 7 asker pusuya düşürülerek şehit edildi. Provokasyonuymuş!.. Kimin provokasyonu?”
İbrahim Çakıcı’nın bu yorumu üzerine söyleyecek söz bulamıyorum. İslam dünyasının büyük şairi, Bostan ve Gülistan gibi eserleri İslam klasikleri arasında yer alan Sa’di Şirazi’nin (?-1292) iki sözüyle yazımı sonlandırıyorum;
“Düşmanımız çaresiz kalınca dost kılığına girip düşmanlığını sürdürecektir.”
“Düşmanın sana boyun eğiyorsa, mutlaka kendi gücünü arttırmak içindir.”
Başka da bir şey söyleyemiyorum; Türkiye’nin gerçekten içi acıyor…
erdemyucel2002@hotmail.com
Hocam cevap hakkim dogmustur,Musaade edersen sayin yorumcu Gökhan bey,e cevap vermek istiyorum.Parti kapatilmasina karsiyim,deyisime beni kiniyor.Sayin Gökhan yanilmiyorsam Cumhuriyetin kurulusundan bu yana simdiki kapanan parti ile 28.dir.Ama ne oldu hep degisik isimlerle tekrar siyasete atilmislardir.Eger partiler kapatilmakla bu is cözülseydi simdiye kadar Türk düsmanligi coktan bitmis olursu.Benim burda kastim Milletvekili dokunulmazligi ortadan kalkarsa, Cumhuriyet savcularimizin denetimiyle Türkiyenin ic huzurunu bozan ve Halki tedirgin edecek beyanat veren milletvekilleri kim olursa olsun Adalet karsisinda muhakeme olup cezai neden varsa cezalanmasi gerekir.Böylelikle zaman asimina ugramadan cezalanmis olur diye düsünyorum. Ha o zaman ömür boyu siyaset yasagi,mi getirilir,bilemem Anayasa kanunlarinda belirtilmistir sanirim. Yani parti kapatilmakla bu isin cözülmiyecegini kanaatindeyim saygilarimla.
Faşist, Irkçı düşünceler özgür düşünceye karşı olduğu, evrensel mantığı tanımadıkları için bu tandansda parti kurulmasını bir çok batı ülkesi yasaklamıştır. İki ayrı etnik grubun fanatik taraflarının uzlaşması mümkün değildir; bunların tartışması fikir müdavelesi olmakdan çıkar irrasyonel ve son derece tehlikeli bir sona götürür. Bunun için liberal ve demokrat batı ülkelerinde sadece Faşist düşünce ve partilere yer verilmemektedir. Bir grup mensup olduğu etnik kimlik için bazı haklar talep ediyorsa; bu konuya İspanyanın yaklaşımı örnek alınabilir mi alınamaz mı en azından bu uygar biçimde müzakere edilebilir. Bu tür fikirleri beyinlerde budamaya kalkarsanız.bunun faturası bizdeki gibi çok muazzam olur. Jörg Haider, ailesi itibariyle Nazi kökenli olup kendisi de aşırı sağcı ve artık iyice anakronik olmuş ırkçı anlayışdadır. Âri ırkdan olmayan herkese, özellikler Türklere ve Müslümanlara can düşman bir fanatikdir. Elbette kimsenin ölmeye lâyık olduğu bir anlayışda değiliz ama yaşadığı süre içinde o tersini düşünmüştür. Ölüm şeklinin de suikast olduğu belli değildir. Batasuna partisi kapatıldı ama, İspanyada kültürel azınlıkların (Basklar, Katalanlar gibi) özerk parlamentoları var, kendi dillerini konuşuyortlar. Kendi dillkerinde eğitim ve Ün. tahsili yapıyorlar. İspanya ülke olarak "etnik" bir anlam taşımamakda, bir coğrafî bütünü ifade etmektedir (Oraya vardığında bol sayıda tavşan gören Hamilkar Barka'nın verdiği isimle "tavşanlar ülkesi" demektir); bu itibarla etnik bir konfrontasyon yoktur (Basklar "Madridyen" dedikleri merkezî yönetime muhalefet etmektedirler).. Binaenaleyh;tuzu kuru Basklar halt ettiğinden terörist ETA ile bağlantı kuran Batasuna Partisi haklı olarak kapatılmıştır. Esas olan söz ve ifade özgürlüğüdür (silahsız olarak). İfade özgürlüğünden vazgeçilemez.
Sayın Erdem Yücel, Bu yazdıklarınızı, 15 Mayıs 1919 tarihinde başlayıp, Anadolu'nun bağımsızlığını elde ettiğimiz 1922 tarihine kadar geçen süreç içindeki olaylardan mı kopya çektiniz.
Hocam ellerinize yüreğinize sağlık.Yorumcu Mehmet beyi de hayretle kınıyorum.Vatanın bir bölümünün koparılmasına yönelik terör eylemlerini himaye eder vaziyetteki partinin kapatılmasından doğal ne olabilir.Avusturya da bir parti seçimi kazanmasına rağmen iktidara gelemedi haberiniz vardır umarım.Parti lideri Jörg Heider de şaibeli bir şekilde öldü.Bu olaylar kiminin ayaklarına kapandığı AB ülkesinde oldu.Bu kapatma kararında yenlışlık değil eksiklik vardır.Parti kapatılıp partinin il ve ilçe örgütlerine kadar yöneticilerine ömürboyu siyaset yasağı gelmeliydi.Tıp ta kangren olmuş bir uzuv kesilir atılır sarılıp sarmalanıp bırakılmaz bunu bilin...
Hocam ellerine saglik! Gercekten Türkiye´nin ici aciyor ve kan kusarak agliyor.Dile kolay degil Türkiye Cumhuriyeti kuruldugundan beri böyle kaos dolu günler yasamamistir.Türkiye,nin her yerinde olay var.DTP kapatildi simdi ne olacak,Yazili görsel internet sayfalarina düsen haberleri okurken insanin tüyleri diken diken oluyor.
DTP genel baskani Ahmet Türk,ün basin bildirisini okudum.Diyorki dedelerimizden kan kanla,siddet siddetle,silah silahla temizlenmez kelimesini ögrendik diyor.Dedeleri dogru söylemis ve Vatan icin savasmislar öglelikle Türkiye Cumhuriyetini savasarak kurmuslardir ama kendileri ne yapiyorlardi veya yapmak istedikleri neydi. Verdikleri demecler yüzünden bugün partileri kapanmistir.Türkiye Cumhuriyetini dehdit ederek,Gerekirse daga cikaririz,yetmedi Türkiyenin her yerinde olaylar cikarmaga basladilar.sebep bas komutanlari yassiadada odasini beyenmedigi icinmis.biz hep baristan yanayiz diyor.Hangi baristan bahsediyor,Polise tas atarak,mi yoksa ordu evini taslayarak,mi,Baska bir degisle halki ürkütmek icin kolotof kokteyli atararak,mi. Madem,ki partileri kapandi simdi bunlar ne yapacaklar.Adresleri belli daga cikmadan toplatilip bas komutanlarinin yanina götürüp hepsini o beyenmedikleri odanin icine doldurmak lazim.Belki akillari baslarina gelir ve Türkiyenin düsman ülkelerine niye hizmet ettik diye düsünme firsati bulurlar.
Parti kapatılmasina karsiyim.Yarin baska bir isimle gelirler.Bu milletvekili dokunulmazligi kalkmadigi müddetce böyle devam edecegini saniyorum.Yoksa kimse kimseyi kandirmasin kizim sana diyorum gelinim sen duy anlamina gelir,Simdi temennim Tirkiyenin ic huzuru en kisa zamanda temin edilip huzura kavusmasidir.Hepimizin Türkiyesi olsun saygilarimla.
Sayın Törün, AB de özellikle istenmeyen (Özellikle İngiltere tarafından) düşünce milliyetçiliktir.Bu milliyetçilik aşırı ırkçılığa varan dozda olması ya da masum , insanca bir millet sevgisi olması önemli değildir.Avrupa ülkelerinin sistemlerinin hatasız ve kusursuzmuş gibi gösterilmesine tamamen karşıyım. Avrupa nın bugün kabul ettiği faşist sistem her türlü faşist ideolojiden daha vahim ve tehlikelidir.Tarihte değişik zamanlarda Avrupa yı tek bir millet liderliğinde birleştirme çabasına giren devlet ve liderler engellenmiştir.Yeni faşizm Avrupa faşizmidir.Bu faşizmi de çok uluslu şirketler tasarlamakta ve idare etmektedirler.Bu şirketler özellikle silah ve enerji alanlarında ağırlıkla faaliyet gösterirler.Arkalarından ilaç, inşaat, gıda şirketleri gelir. Avusturyalı siyasetçiye de gelince,artık suikastler silahla değil trafik kazaları ile olmaktadır.İspatlanması nerede ise imkansız olduğu için failinin de bulunması aynı derecede zordur.Zaman hızla değişirken küresel sömürü giderek daha acımasız hale geliyor.Bu acımasızlığa karşı gülle,çiçekle gidemezsiniz.Sömürüye,bölünmeye karşı ulusal değerleri korumak bir görevdir.Bizi kabul etmeyen ve bin yıldır bizi bu topraklardan atmaya uğraşan bir zihniyete halen kucak açmak saflıkla uyumaktır.Saygı olacaksa bu karşılıklı olmalıdır.Bizim bu topraklarda olduğumuzu ya seve seve ya zorla kabul edecekler ve toprak bütünlüğümüze saygı duyacaklar. İçeriden, dışarıdaki emperyalizmle dayanışma halinde olanlar da cezalandırılacaktır bu gayet doğaldır. Milliyetçiliği, inatla ırkçılıkla bir göstermek yanlıştır.
Ben Jörg Haider örneğinin sakatlığına ve toplulumuzda olmayan uzlaşma kültürüne işaret etmek istemiştim. Batını emperyalim emelleri ayrı hikâye... Ayrı konu. O bağlamda biz de emperyalizme heves etmeyelim.