Muğla ile Aydın illerinin arasında yer alan, Muğla’nın ilçelerinden Yatağan’da iki önemli arkeoloji alanı bulunmaktadır. Bunlar Stratonikeia ile Lagina’dır. Antik Çağın Karia bölgesinin biri dinsel olan bu iki önemli yerleşimden Stratonikeia’nın bulunduğu yerde Antik Çağın tarihçilerinden Pausanios ile Stephanos, Khrysaonis ve İdrios isimli iki ayrı şehirden söz etmişlerdir. Ancak onlara ait herhangi bir kalıntı ile bugüne kadar karşılaşılamamıştır.
Stratonikeia’yı ilk kez A. Laumonier 1933’de araştırmış, gördüklerini ve bulduklarını “Notes sur’un voyage un Caria “ isimli kitabında yayınlamıştır. Ardından Prof. Dr Yusuf Boysal aynı yerde kazılara başlayarak Stratonikeia’daki kalıntıların büyük bir bölümünü ortaya çıkarmıştır. Bunların başında tiyatro, mabet, agora, gymnasion ve çok sayıda küçük buluntularla çeşitli kalıntıları gelmiştir. Günümüzde kazıları Pamukkale Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Söğüt yürütmektedir.
Lagina ise Stratonikeia’nın 11 km. uzağında kutsal bir alandır. Hekate Mabedi ve Hekate kültüründen ötürü Eski Çağlarda büyük ünü vardır. Burada yapılan arkeoloji araştırmalar yörenin İ.Ö 3000’den başlayarak günümüze kadar kesintisiz süren bir yerleşim olduğunu göstermiştir.
Lagina’ya 1863’de gelen C.T.Newton Hekate Mabedinin frizlerini görmüş, onun ardından Bendrof ile Niemann 1881-1882 yıllarında aynı yerde yaptıkları araştırmalarda friz parçalarının yanı sıra bazı yazıtları da ortaya çıkarmıştır. XX. Yüzyılın başlarında onları S.Schober, Keil ve Miltner gibi araştırmacılar izlemiş ve ortaya çıkardıkları frizler bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenmektedir.
Ne yazık ki, böylesine önemli iki arkeolojik alan çarpık teknolojiye kısmen de olsa kurban edilmiştir. Yatağan ilçesindeki Eskihisar Köyü’nde kurulan “Yatağan Termik Santralı” kuruluşundan bu yana antik kalıntılara olduğu kadar yöreye de zarar vermiştir. Santralden çıkan zehirli gazlar ve cüruflar orada yaşayan insanların sağlına tehlike oluşturmuştur. Böyle olunca da burada yaşayan köylüler devlet eliyle köylerini terk etmek zorunda kalmışlar ve onlara yeni bir köy yapılmıştır. Bununla beraber köy sakinlerinden birkaç aile hala orada kalmakla direnmekte, bir köy kahvesi de gelen turistlere hizmet vermektedir.
Stratonikeia ile Lagina, bizim memleketimizde kültür mirası kavramının oluşmadığı yıllarda teknolojinin arkeolojiyi önemsemeyişinin tipik bir örneğidir. Türkiye’de bu tür bilinçsiz girişimlerin pek çok örneği vardır. Batıda ve Doğu’da barajlara kurban edilen çok sayıda tarih öncesinden başlayan birçok yerleşimi kolayıca sayabiliriz. Bu konuda yüzlerce bilimsel makale ve kitap yazılmış, kimsenin kılı kıpırdamamış, yönetenler her zaman olduğu gibi bildiklerini okumuşladır!
Oysa Yatağan’da doğaya ve kültür mirasına zarar verebilecek bir santral kurulmadan önce çevrenin araştırılması gerekirdi. Yapılmadı; kimse sesini çıkarmadı, ne Kültür Bakanlığı ve ne de müzecilerden itiraz edilmedi… Aradan yıllar geçti ve şimdi termik santralde çalışan işçiler ayaklandılar. Seslerini duyurabilmek için ellerinde bayraklarla, pankartlarla Sodra Dağı’na çıktılar. Sonra Muğla’dan yürüdüler... Çine’de polis barikatıyla karşılaşan işçiler “Her yer Yatağan her yer direniş” sloganlarıyla yürüyüşlerine devam etmek istediler. TES-İş ve Maden İş Sendikası yöneticilerinin polisle görüşmesinden sonra işçilerin yürüyüşüne izin verildi. İstanbul’da olduğu gibi üzerlerine ne tomalar sürüldü ne gaz ve tazyikli su sıkıldı.
Aklı-ı selim her şeyin üstesinden geldi…
Yatağan emekçileri Ankara’ya ulaştılar. Önce meclise sonra da Anıtkabir’de Ata’nın manevi huzuruna çıktıklarında duygusal anlar yaşandı. Bir gazetecinin yazdığı gibi Anıtkabir’de zirveye ulaşmış dağcıların ruh haleti içerisindeydiler. Mutluluktan yüzleri gülüyor, onları izleyenlerle aynı duyguları paylaşıyorlardı. Bu arada söylenen “Mustafa Kemal’in işçileri” sözü oradakileri ağlatmaya yetmişti.
Bu işçiler Yatağan’daki arkeolojik alanların yok olma tehlikesine karşı mı yoksa yıllar öncesi yerlerinden edilmelerine mi tepkilerini koyuyorlar?
Taksim Gezi Pakına nazire mi yapmak istiyorlar?
Hayır, hiç birisi değil…
Her şeyden öte emekçilerin Anıtkabir ziyareti son derece önemliydi.
Cumhuriyet ile emek birleşiyor muydu?
Yatağan’da işçilerin tepkilerinin nedeni Yatağan, Kemerköy, Yeniköy Santrallarının ve santrallarına bağlı madenlerin AKP hükümetinin özelleştirme girişimine karşı çıkmalarıdır. Son on yıl içerisinde özelleştirme adına cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan işletmelerin günün ekonomisini kurtarmak adına elden çıkarılmaları gerçekten üzüntü vericidir. Bunun sonu nereye varır?
Yatağanlı işçilerin tepkilerine, Gezi eylemlerine destek veren sanatçıların da destek vermesi dikkat çekicidir. Sanatçılar işçilere bütün kalbimizle yanınızdayız mesajını verdiler. Buna rağmen işçilerin bu asil davranışının medyada bir iki gazete dışında yer almayışının da üzerinde durulmalıdır.
Yatağan’da, Kemerköy’de, Yeniköy’deki santrallarda ve kömür ocaklarında çalışan işçiler bununla da kalmayarak Stratonikeia’nın girişine astıkları bir pankartta santralı özelleştirmek ve satın almayı bahane ederek buraya gelmemelerini içeren bir yazıyı asmakta da bir sakınca görmediler.
İstanbul’daki Gezi Parkı direnişinden sonra bundan böyle bazı grupların haklarını almak için girişimlerde bulunacakları da anlaşılmış oldu.
Türkiye’de ve dünyada işçiler en ağır yükü taşıyan emekçilerdir. Yaşamlarını buna bağlamışlardır. Onların yaşamları, geçimleri ve yaşam koşulları hiçe sayılarak özelleştirmeler gerçekleştiğinde; çoğu örneklerde görüldüğü gibi işiz kalacaklar ve aileleri de perişan olacaktır. Yatağan işçilerinin korkusu bundan kaynaklanmaktadır.
Uluslararası sermaye ve bundan kaynaklanan çıkarlar uğruna bu insanlar perişan edilmemelidir.
Avrupa’da özleştirme devam ediyor mu? Yoksa onlar bu işin çıkmaza girdiğini görüp bu tür girişimleri sona mı erdirdiler?
O halde bizler neden hala özelleştirme peşinde koşuyor, dış sermaye her şeyimizi açıyoruz?
Özelleştirme bugün için bazılarının işine gelmiş olabilir. Oysa unutulmamalıdır ki; demokrasilerde her iktidar geçicidir ve bu tür özelleştirmeler Türkiye’nin geleceğini karartabilir. Ekonomisini çıkmaza sokar ve bağımsızlığına gölge düşürür.
Yatağanlı işçiler bunu görebiliyor, mücadele ediyor, demokratik haklarını arıyorsa, bunu neden bazıları hala görmemekte israr ediyorlar. Unutulmamalıdır ki, demokrasilerde emekçiler önde gelmelidir. Her ne kadar 1980 darbesinden sonra işçiler sindirilmiş olsa bile…
İşçilerin uyanması isteniyor mu, yoksa istenmiyor mu? Sanırım asıl sorun da burada…
erdemyucel2002@hotmail.com
Sizin de belirttiğiniz gibi antik kentlerin yanında ve onlara zarar verecek şekilde sanayii kuruluşlarının yapılması çok yanlıştır. Bu tür yerlere tesisi kuranlar kadar, onlara karşı çıkmayan Kültür ve Turizm Bakanlığı da suçludur. Bu konuda ne kadar duyarlı olunursa olunsun, yönetenlerin konuyla ilgili bilgilerinin yeterli olmayışıda etkendir. Güneydoğuda baraj yapımı sırasında yüzlerce höyük, tarihi eser sular altında kalmıştır. Batıdaki Alionai yerleşim alanının baraja kurban edildiği de bilinmektedir. Şimdi sıra Sinop'ta termik santral yapılmasına geldi.