Türkiye’de gün geçmiyor ki, yeni bir tartışma ortamı yaratılmasın!.. Her sabah acaba bugün yeni gündemimiz ne olacak; ne yazacağız diye düşünürken, Başbakanımızın “Türkiye Başkanlık sistemine geçebilir” demesiyle yeni gündemimiz ortaya konulmuş oldu. Başbakan, Turgut Özal’dan sonra başkanlık sistemini ortaya atarken; yürürlükte olan sistemimizde sakıncalar olup olmadığını, başkanlık sisteminin onları nasıl gidereceği konusunda tam bir görüş ortaya koymadı. Cumhurbaşkanı ile Meclis Başkanının ise verdikleri üstü kapalı demeçlerde bu konuya sıcak bakmadıkları da açıkça görüldü…
Başbakanın bu sözü söylemesinin hemen ardından televizyonlarda konu tartışmaya açıldı, köşe yazarlarımız da peş peşe yorumlarını sıralamaya başladı… Özellikle iktidara yakın medya şimdi oturmuş başkanlık sisteminin faziletlerini peş peşe sıralıyor!.. Meğer bu konuda ne kadar da çok allamemiz varmış!.. Herkes başkanlık sisteminin uzmanı olmuş… Bilen de konuşuyor, bilmeyende…
Karınca kararınca bizde onlardan aşağı kalmayalım… Doğrusuyla yanlışıyla bir şeyler söyleyeyim diye düşündüm… Bu kadar allamenin (!) yanında bizim de çorbada tuzumuz olsun…
Başkanlık Sisteminin geçmişi, oldukça eskiye; ABD’nin kuruluş ve yapılanmasına kadar iner. Zaten Amerika’ya dayanmayan neyimiz kaldı ki…
Başkanlık sistemi Türkiye’ye uyar mı uymaz mı; getirisi, götürüsü nedir? Yoksa bizim topluma biraz bol mu gelir? Kimin işine gelir, kimin işine gelmez. Bütün bunları iyi değerlendirmek gerekir. Tartışmaya açık bir konudur…
Bu sisteme ilk defa Amerika’nın 1787 Anayasasında yer verilmiştir. Günümüzde ABD’nin yanı sıra Venezuela, Kosta Rika, Arjantin, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Honduras, Liberya, Panama, Kolombiya, Şili, Meksika, Arjantin, Brezilya gibi Güney Amerika’nın Latin devletleri bu sistemi benimsemiştir. Onların yanı sıra Afrika ülkelerinden Kenya, Sudan, Tanzanya; Asya’dan Güney Kore, Filipinler, Ermenistan ve Afganistan’da, tam olarak başkanlığın uygulanmadığı 38 ülkede bu sistem geçerlidir. Fransa’nın da yarı başkanlıkla yönetildiği bilinmektedir. Bütün bu ülkelerde uygulama yönünden başkanlık sistemi birbirlerinden farklıdır.
Türkiye başkanlık sistemine geçerse, bunlardan hangisini model olarak alacak? Bazılarının aklından geçen ABD modeli olmalı… ABD ekonomik gücü, özgürlükleri ile öne çıkmış elli eyaletten meydana gelmiştir. Önce bunların yanı sıra demokrasi tam olarak uygulanmalı, ondan sonra başkanlık sistemi tartışılmalıdır. ABD’de de her eyaletin kendisine ait parlamentosu, kendilerine özgü yasaları ve yönetimleri vardır. Eyaletlerin valilerini, savcılarını, emniyet müdürlerini kendileri seçerler. Oysa Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi, bugünkü ortamda son derece sakıncalıdır. Örneğin Güneydoğu böyle bir dönüşüme girerse ortaya Kürtlere özgü bir özerk bölge ortaya çıkmaz mı?
Başkanlık sisteminden yana olanlara sormak gerekir; ABD dışında bu ülkelerden hangisine benzemek istersiniz?
Kısacası ABD gibi mi olacağız, yoksa sürekli kargaşa yaşanan, peş peşe ayaklanmaların, darbelerin olduğu diğerleri gibi mi?
Türkiye’de toplumun eğitim düzeni, halkın siyasetle ilgisi, tarihi geçmişi ve ekonomisi bu ülkelerden hiç birisine benzememektedir… Türkiye’de merkezi yönetim esastır. Ola ki, Başkanlık sisteminin getirilmesinin ardından bu kez eyalet tartışması ortaya atılmaz mı?
Başkanlık sisteminde cumhurbaşkanı ve başbakan makamları bulunmamaktadır. Onların yerine yalnızca başkan vardır. Bu sistemi kabul eden ülkelerde hem başkanı hem de milletvekillerini birbirlerinden ayrı olarak halk seçer. Başkanın ve meclisin birbirine üstünlük sağlamaları sisteme aykırıdır. Böyle olunca da başkanın milletvekilleri üzerinde yaptırım gücü yoktur. Liderler milletvekillerini aday listelerine koyup halkın önüne sunamazlar. Milletvekilleri mecliste kendi özgür iradeleriyle baş başadır… Ayrıca Başkanın, bakanları meclis içerisinden seçmesi gibi bir lüksü yoktur. Bakanlar meclis dışından, başkanın güvendiği ve ona yakın olan kişilerden seçilir. Böyle olunca da bakanlar seçimle gelmediklerinden bir sonraki seçimde seçilip seçilmeme gibi bir korkuları yoktur. Bakanlık görevlerini seçim endişesi taşımadan yaparlar… Ancak başkana ters düşecek davranışta bulunmamaları gerekir. Aksi durumda başkan tarafından azledilirler… Meclis ise yasaları hazırlar, devletin bütçesini oluşturur.
Başkan devlet politikasını ve yasaları uygulanmakla yükümlüdür. Ne var ki, başkan her şeyin tek hâkimi olmayıp meclisin denetimi altındadır. Birbirlerine karışmayan her iki kurum arasında anlaşmazlık çıkınca, bu kez devreye yüksek yargı girer. Bir nevi hakem rolünü üstelenen yüksek yargı son sözü söyler.
Bir de Fransa’da olduğu gibi yarı başkanlık sistemi vardır. Fransa’da devlet yönetimini cumhurbaşkanı ve hükümet oluşturur. Devlet başkanının yetkisi biraz daha fazladır. Hükümeti cumhurbaşkanın atadığı başbakan yönetirse de, yine son söz cumhurbaşkanındadır.
Başkanlık sistemini kısaca özetledikten sonra demokrasiyle yönetilmeye çalışılan ülkemizde, durup dururken neden bu sistem ortaya atıldı diye düşünenlerimiz vardır. Bu sözü ilk kez yıllar öncesi Turgut Özal, yarı başkanlık diye ortaya atmış, sonra taraftar bulamayınca üzerinde durulmamış, unutulup gitmişti… Tâki Başbakanın bu sözü yeniden ortaya atmasına kadar…
Başkanlık sistemi tartışmaları yapılırken öncelikle Türkiye’nin özel durumu düşünülmelidir. Başbakan, daha önce 2011 seçimi benim son seçimimdir dememiş miydi?... Bu söz üzerine Başbakan’ın siyaseti bırakacağını hiç kimse düşünmemişti. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı süresi 2012’de bitiyor. Ancak bu durum hukuksal yönden tam açıklık kazanmış görünmüyor. Görev süresi 2012 mi, yoksa 2014’de mi bitecek? Abdullah Gül’ün seçildiği gün yürürlükte olan anayasaya göre cumhurbaşkanlığı süresi yedi yıldı. Bir kez seçilebilir, ancak ikinci kez aday olamazdı. Referandum sonrası yürürlüğe giren yeni anayasada cumhurbaşkanı beş yıl için halkoyuyla seçilir, ikinci kez aday olabilir, ikinci kez seçilirse üçüncü kez aday olamaz deniliyor.
Şimdi biraz fikir jimnastiği yapalım; Ola ki, Türkiye başkanlık sistemini kabul etti. Yapılan seçimde de başbakan başkanlığa seçildi. Sistemde başbakanlık olmadığına göre iyi bir eğitim almış olan deneyimli siyasetçi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ne olacak? Köşesine mi çekilecek?
ABD modeli başkanlık sisteminde Demokrat ve Cumhuriyetçilerden oluşan iki partili siyasi bir yapı vardır. Buna karşılık tabela partisi olmayan en azından beş siyasi parti vardır. Bu partiler ne olacak, kapılarına kilit mi vuracaklar?
ABD Başkanlık sisteminde güçlü, bağımsız bir yargı var… Bunun yanı sıra eyalet valileri başkanlığın bir bakıma tek adam olmasını önlüyor. ABD’de ağırlık kazanmış dinsel baskı da bulunmuyor. ABD ve İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerdeki siyasi partiler arasında sağ sol, liberal ve muhafazakâr görüşler varsa da dinsel ve etnik baskılar görülmüyor. Çoğunlukla önce bunlardan biri sonra da diğeri iktidar oluyor.
Türkiye için başkanlık sistemi bir bakıma tek kişinin egemenliğinde mutlak iktidar olma yolunu da kolayca açması olasıdır. Osmanlıdan bu yana yakın tarihimiz incelendiğinde Türkiye’nin tek adam iktidarlarında sorunlar yaşadığı görülmektedir. Yetki tek adamda olursa yönetim baskıcı bir rejime dönmez mi? Sosyal yapının sağlamlaştırılmadan başkanlık sistemi birçok riski de beraberinde getirir. Anayasa hukukumuzun duayenlerinden rahmetli Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku kitabında 1960’lı yıllarda bu konu üzerinde durarak başkanlık sistemleriyle otoriter rejimler arasında bağlantılar olduğunu ortaya koymuştu. Türkiye gibi merkeziyetçi yapıya sahip ülkelerde başkanlık sistemi problemler yaratır. Belki de bu sistem yalnızca başkan için avantajlıdır.
Cumhurbaşkanının “Çekincem var” demesinin de üzerinde durulmalıdır.Yoksa yanlış bir uygulama herkese kralım, padişahım çok yaşa dedirtir!...
Yeri gelmişken yazımı, Napoleon Bonaparte’nin bir sözü ile noktalamak isterdim: “ Güç ortaya çıkınca kanunlar zayıflar.”
erdemyucel2002@hotmail.com
Başkanlık sistemi sadece bir sınıf için yararlıdır. O sınıf da büyük sermaye sahipleri sınıfıdır. Seçim öncesinde destekledikleri parti adaylarının kampanyalarına maddi destekte bulunurlar ve sonrasında kendi çıkarları doğrultusunda icraat yapılmasını beklerler. Filmlere bile konu olmuştur bu sistem.Sistem sadece halkın zararınadır ve sömürü sistemidir. Dünya şirket patronlarının sömürüsünden korunmalı kurtarılmalıdır.
Sayın Erdem Yücel, Başakanlık sistemi hem yeni hem eskimiş bir gündemdir. Zaman zaman başkanlık sistemi sizinde anlattığınız gibi gündeme getirilir.Gerek başkanlık sistemini gerek yeni anayasa yapmayı düşünürken, önce mevcut sistemin neden başarılı olamadığı düşünülmelidir! Çünkü uygulamakta olduğunuz sistemin neden başarılı olamadığını anlayamamış iseniz. getirmeye çalıştığınız sistemi doğru bir nedenden dolayı istiyor olamazsınız!
Yeni anayasanın gerekli olduğunu herkes kabul ediyor. Ancak, mevcut anayasanın neden başarılı olamadığı konusunda ortada kabul gören bir fikir yoktur. Mevcut sistem başarılı olamamıştır. Sistem sağlıklı işlememektedir. Sistemin neden işlemediği de düşünülmüş değildir.
Bunu düşünmeden bunu bilmeden, başkanlık sistemine geçilecek olur ise, ülke yeni bir çıkmazın içine girebilir. Bu düşünülmeden yeni bir anayasa yapılacak olur ise gene yeni bir çıkmazın içine girmek gibi bir tehlike söz konusudur.
Sayın Yücel ne yazık ki, biz hiç bir zaman gerçek gündeme gelemedik! Bizim gerçek gündemimiz; Türkiyede parlementer sistem neden başarılı olamadı? mevcut sistem neden sağlıklı işlemiyor?
Ben on beş yıldan fazla bir zamandır bu konuda kafa yormaktayım. görüşlerimi bir şekilde pek çok siyasetçi ile paylaştım. Meclis Kütüphanesinde kayıtlı "Reform ve farklı Türkiye" adında bir kitabım bulunmaktadır. Ne varki ben ilk okul tahsilli biriyim. Kimsede bu kitabı değerlendirirken, benim bu konuda ne kadar kafa yorduğumu, neden kafa yorduğumu düşünmüyor.
Ben inanıyorum ki, farklı bir Türkiye yaratmak mümkündür. Türkiye'nin farklı bir ülke olması için başkanlık sistemi gibi sonucu meçhul bir çılgınlığa gerek te yoktur. Sil baştan yeni anayasa yapmaya da gerek yoktur. Önce sistemin neden işlemediğini çözebilirseniz, farklı bir Türkiye yaratacak sistematik çözümüde üretebilirsiniz.
Türkiye'de insanlar yüzeysel düşünüyor, çok derin düşündüklerini sanıyorlar. Sistem diyen çok az insan var, ama sistemden anlayan insanda samanlık içinde iğne tanesi misali, üstelik sistemden anlayanlarda toplumun derinliklerinde! insanlar gündemi kovalamaktan gerçeği düşünmeye zaman bulamıyorlar! Kurtuluşu kurtarıcılara bağlamak gibi bir hatalı yolda yürüyoruz!Gerçek kurtuluş işleyen bir sisteme sahip olabilmektir. Sorunlu bir sistemle ülke sorunları çözülemez. Sistemdeki sorunlar ortadan kaldırılabilir ise, sistem ülkenin sorunlarını çözecektir. Oysa bizim sistemimiz sorun çözen değil, sorun üreten bir sistemdir.
Bu yorumla ilgilenenler, "seyir defteri Atilla ilhan" sitesinde yazılarımı okuyabilirler. Saygılarımla.
Güzel bir derslik yazisi olmus Hocam"Ellerine saglik.Türkiye Baskanlik sistemine gecerse cözümü cok güc bir kaosla karsi karsiya kalir.Türkiye,nin Baskanlik sistemine gecebilmesi icin önce eyaletlere ayrilmasi gerekir. Eyaletleri nasil ayarliyacaksiniz,Örnegim istanbul kendi basina bir eyalettir.
Bütün gelismis senayi bu sehrimizde,Uluslar arasi bir bogazdir.Burdaki kisi basina düsen gelirle,Dogu bölgelerimizde yasayan bir vatandasimizin gelirini hesaplamak lazim.Dengeyi saglamak icin Senayi,yide Türkiye,nin dört bir bucagina yerlestirmek gerekir.Buda su an eldeki bütce ile yapmak imkansizdir.
Baskanlik sistemini ABD ye dayali bu sistem getirilmek isteniliyorsa oda belli demektir,ki Türkiyenin daha kendisine ait ucta kenarda bazi yerleri var,Onlara göz dikmis almak istiyor demektir.Baskanlik sistemi eldeki var olan demokrasi ve özgürlügü teslim etmek anlamina gelir.Örnek bir isvereni düsünelim,Isveren istedigi her türlü isi iscisine yaptiriyor,
Isci en ufak söz sahibi bile olamiyor,Taman patron deyip basini egmek zorunda kaliyor.Baskanlik sistemi zengini daha zengin fakiri,de daha fakir kilar diye düsünüyorum.Yanlis bir heves veya hata Türkiye,de güc dengelerini degistirecegi bibi,Bozacagini ve Hukuk Kanun demokrasi diye birsey kalmiyacagini düsünmekteyim saygilarimla.
vatandastan biriyim ister baskanlik sistemi ister simdiki sistem simdiki zamanda bir vatandas olarak bir isim devlete düserse zorluklarla karsilasiyorsam sagliga elverisli bir evde oturamiyorsam bir is yerinde calisiyor kazandigimla gecinemiyorsam is verenle bir problemde yasalar beni korumuyorsa isten cikinca devlet arkamda olmuyorsa yollarimiz yol gibi sehir planlamasi sehir planamasi yapilmiyorsa bunlar gibi daha bir cok sebebler oluyorsa olacaksa daha en önemlisi zenginlerimiz asalak zengini is verenlerimiz bir iscisini gücü var gel gücün bitti hadi yürü gibi kullaniyorsa ayni hamam ayni tas olacaksa düsünmekte yarar var O ve bu sistemde zengin ve isveren kim ne derse desin olmalidir zengin ve is veren olmadimi isciye kim is verecek fakire kim bakacak zengin is veren yasalarca sermayece desteklenmeli buna zit olarakta isci de yasalarca bu kurtlardan korunmali fakirede sosyal hak gelmeli öbür isler tingir mingir öyle veya böyle gitmeli nati kafa nati mermer kafamizda ise hangi sistem gelse nanay onunda bir yolunu bulur bu millet