Son günlerde geçmişle hesaplaşmak moda oldu!.. Görünen köy kılavuz istemiyor; bundan böyle tarihi eşeleyip yeni kahramanlar yaratmak istiyoruz… Bir yandan devrimleri yapanlar belden aşağı vuruşlarla aşağılanmak istenirken, yakın tarihlerde hainliklerinden ötürü hüküm giyenleri yüceltilmeye yelteniyoruz!..
Geleceği şekillendirmenin en akılcı yolu tarihi yeterince bilmekten geçer. Ne yazık ki, yıllar yılı tarihi öğrencilere kuru kalıplar içerisinde verdiğimizden bu bilim dalından onları soğuttuk. Yeni yetişenlere Atatürk ilke ve inkılâplarını, İstiklal Savaşının ana hatlarını, nedenlerini yeterince anlatamadık. Osmanlı tarihinin hamaset bölümleri öne alındı. Padişahların tahtlarını kurtarabilmek için en yakını olan devlet adamlarını boğdurarak veya canlı olarak asilere teslim ettiklerini, Osmanlı siyasetini, ekonomisinin neye bağlı olduğunu ve çöküşün asıl nedenlerini yeterince anlatamadık. Kısacası kendimiz söyledik, kendimiz dinledik ve kendimiz inandık. Daha doğrusu tarihimizde kimin kahraman, kimin yurtsever, kimin taşın altına elini koyduğunu ve içimizden çıkan hainleri, çıkarcıları bir türlü açıklayamadık… Böyle olunca da düşünmeyen, araştırmayan ve söylenenlere inanan bir toplum olup çıktık…
Günümüzde bazılarının eski dönemlerin hainlerinden kahraman yaratma çabası içerisinde olduklarını görünce gerçekten hayret ediyorum. Bu konuda bir örnek olarak, İstiklal Mahkemesinde vatan hainliği suçuyla yargılanarak idam edilen İskilipli Mehmet Atıf Hoca’yı göstereceğim. Kısa bir süre önce basında çıkan bir haberde; Çorum’un İskilip ilçesi Belediye Başkanı yöresinden bir kahraman çıkarmak ve heykelini dikmek istemiş. Araştırmış ve İskilipli Mehmet Atıf Hoca’yı bulmuş…
İskilipli vatandaşlarımıza sormak isterim; ilçenizde Kurtuluş Savaşında, Çanakkale’de, Galiçya’da ve Arap çöllerinde şehit olan yakınlarınız veya tanıdığınız kimse yok mu? Varsa da onların hiç mi kahramanlık öyküleri yok?
Atatürk devrimleri yolunda yürümüş kahramanlarınızda mı yok?
İskilip Belediye Başkanı’na dur ne yapıyorsun, İskilipliye gelene kadar heykeli dikilecek, anma törenleri düzenlenecek, yurdunu vatanını seven gerçek kahramanlarımız var diyen de mi çıkmadı?
Tarihi dar kapılar içerisinde sıkıcı olarak verdiğimizden olacak, tarihi seven çok az sayıda öğrenciyle karşılaştım. O da bizim toplumun ayıbı olmalıdır…
Yeri gelmişken; yaratılmak istenilen yeni kahramanlarımızdan İskilipli Hoca’dan biraz söz edeceğim. Yakın Tarihimizi biraz araştırdığımda İskilipli Mehmet Atıf Hoca’nın soy kütüğünde babasının Akkoyunlu aşireti İmamoğullarından, annesinin de Mekke’den göç etmiş Ben-i Hattâb aşiretinden geldiğini öğrendim. Altı aylıkken öksüz kalmış ve dedesi Hasan Kethüda tarafından büyütülmüş. İlk öğrenimini köy hocalarından almış. İstanbul’a kendi başına giderek, bir yandan geçimini sağlamak için çalışırken bir yandan da medrese eğitimini sürdürmüş. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra Dâr-ül Funûn’da İlahiyat üzerine olan derslere devam ederek 1905’de mezun olmuş. Bu sırada o zamanın Ruus sınavını kazanarak İstanbul Müderrisi olmuştur. Kabataş Lisesinin Arapça öğretmeni olmuş… Meşihat-ı İslamiyye de çalışan dersiamların mağduriyetini giderecek çalışmalar yapınca Bodrum’a sürülmüş. Bir süre sonra da Kırım ve Varşova’ya kaçmış. II.Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a dönerek 1910’da Medaris müfettişi olmuş. Bu arada Sebilürreşad ve Beyanül gibi yayın organlarında dini içerikli yazılar yazmaya başlamış…
31 Mart olayında tutuklanmış, İttihat ve Terakki’nin kanlı Bab-ı Ali baskınından sonra Sadrazam olan Mahmut Şevket Paşa suikastında payı olduğu gerekçesiyle Sinop’a sürülmüş. Bir süre sonra suçlu olmadığı anlaşılınca yeniden İstanbul’a dönmüş ve 1918’den sonra Dârü’l-hilafet’l aliye medresesinde tefsir dersleri vermeye başlamış.
Bu arada Nazar-ı Şeriatte Kuvve-i Berriyye ve Bahriyye’nin Ehemmiyeti ve Vücûbu, Muinü’t-talebe, Medeniyyet-i Şer’iyye ve Terakkiyâd-ı Diniyye, Şeriat Medeniyeti, Mir’âtü’l-İslam, İslam Yolu, Yeni İlmihal: İslam Yolu, Tesettür-i Şerif, İslam Çığrı, Dini İslam’da Müskirat isimli kitaplar yazmış.
Buraya kadar söyleyecek sözümüz yok…
O günlerde Osmanlı çöküş sürecini yaşıyordu. Bazılarının yüceltmeye çalıştığı Padişah Vahdeddin, İstanbul’un işgalinde çaresiz ve zavallı bir tutum izliyordu. Yunanlılar Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemiş, Polatlı’ya gelip dayanmıştı. Diğer taraftan Fransızlar Güneydoğu’yu, İtalyanlar Akdeniz kıyılarını ele geçirmişlerdi. İskilipli Hoca bunları görmezden gelmiş olmalıydı. Nitekim bundan sonra ki davranışları bunu açıkça göstermiştir. Anadolu’yu kurtarmaya uğraşan Atatürk ve silah arkadaşlarını hiçe sayarak onlara karşı çıkmış, padişahtan yana tavır koymaya kalkmıştı. Bununla da kalmayarak Milli Mücadele karşıtı beyanlarla insanların akıllarını karıştırıyormuş... Osmanlının İstanbul’daki aciz hükümeti Anadolu’daki Kuvva-i Milliye hareketini desteklemeyen bir müftünün fetvasını yayınlatmıştı. Ne var ki, Anadolu’nun aydın din adamları buna karşı çıkan fetva ile yanıt verince işler biraz karışmış!.. Bu kez Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi marifetiyle “Teali-i İslam Cemiyeti” adına yazılan ve bastırılan beyanname Yunan uçakları ile Anadolu köylerine atılmaya başlanmıştı. İskilipli Hoca da bu beyannamenin yazıldığı cemiyetin üyelerindenmiş. Bazılarına göre bu beyannameyi İskilipli Hoca yazmış, bazılarına göre de beyanname ile ilgisi yokmuş, Yunan uçaklarının attığı beyannamede mühür yokmuş!.. Bu beyanname’de halkın Kuvva-ı Milliye’den yana olmaması istenirken Mustafa Kemal ve arkadaşlarının padişaha başkaldıran asiler oldukları yazılıymış…
İskilipli’nin beyannamede etkisi var mıydı, yok muydu bilemeyiz. Merak eden araştırmacılar devlet arşivini objektif olarak araştırma olanağını bulurlarsa bilimsel bir sonuca ulaşılır. Milletine hainlik edenler veya haksız olarak hain ilan edilenler diye bir doktora veya doçentlik yapılmış olsa bizler de aydınlanmış oluruz.
İskilipli’nin yazdığı son kitap ortalığı karıştıracak, batılılaşmaya ve devrimlere karşı olduğunu belirtecek nitelikteydi; “Frenk Mukallitliği ve Şapka”…
Cumhuriyetin ilanından sonra İngiliz ve Yunanlılarla işbirliği yapması, halkı kışkırtmasından ötürü vatan haini olarak tutuklanmış, Atatürk’e karşı 1926’da düzenlenen suikast girişiminin ardından kurulan İstiklal Mahkemesinde idama mahkûm edilmiş ve Ankara Samanpazarı’nda asılmıştır.
İskilipli Hoca’yı kahraman ilan etmek isteyenler şapka giymediği için asıldı yalanını yaymaya çalışıyorlar, kendileri söylüyor kendileri inanıyor!.. Bu arada torunu da dedesinin iade-i itibarını istiyormuş!.. İskilipli Hoca’nın itibarı iade edilip, coşkulu törenlerle heykeli dikildikten sonra acaba sırada kimler var?
İngilizlerin kışkırtmasıyla devlete başkaldıran Seyit Rıza’nın da heykeli kısa bir süre önce dikilmişti.
Gerçekten merak ediyorum; sırada hangi kahramanlarımız var?
31 Mart’ı yaratanlardan Derviş Vahdeti mi?
Menemen olaylarında Kubilay’ı bağ bıçağı ile şehit eden Derviş Mehmetler, Esad Efendiler mi?
Milli Mücadele aleyhinde Peyam’da yazdığı yazılarından ötürü gazeteci ve siyasetçi Ali Kemal mi?
İngilizlerin oyununa gelerek Musul’u almamızı engelleyen Dersim ayaklanmasını çıkaran Şeyh Said mi?
Ne garip ki, yeni kahramanlarımızın hemen hepsinin ortak yanları var; Atatürk ve Cumhuriyete karşı olmak, isyan etmek ve dış güçlere hizmet etmek!..
erdemyucel2002@hotmail.com
Bugünlerde, İstiklal Mahkemelerinin 2012 versiyonları insan kılığında ortada dolaşıyor.İnsaftan, vicdandan, izandan yoksun bu güruh, ortada bunca bilgi ve belge varken, hala "Atıf Hoca Vatan Hainidir." diyerek histeri nöbetleri içinde saldırıyor. Kaale almayalım desek de, salyaları üzerimize bulaşıyor.
Kan bağım olan İskilip’li Atıf Hoca ile ilgili, Teali İslam Cemiyetinin hazırladığı ileri sürülen bildiri çerçevesinde vatan hainliği iddiaları “namussuzca”dır. Orada iddia edilenlerin hepsi ispata muhtaçtır. Bunların aksini, sözü edilen bildiride Atıf Hoca’nın imzası ve dahli olmadığı, bildirinin yayınlanmasından sonra cemiyetten ayrıldığı, bu bildiriye karşı çıktığı, İstiklal Mahkemesi gibi bir infaz timinin huzurunda bile ispatlanmışken(Belgesi: Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926-İşaret Yayınları, Yazar: Ahmet Nedim), 85 yıldır, hala suçu ispat edilemeyen ve canı alınan bir insanın suçsuzluğunu ispat etmeye çalışıyoruz.
Konu ile ilgili çok geniş bir araştırmanın sonucu ortaya çıkan tez çalışmasından sadece küçük bir bölümü aktarıyorum:
Meşihat Mektupçusu ve Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendinin damadı Bergamalı Zeki Efendinin:
"Hükümet namına söylüyorum ki" diye başlayan ve beyannâmenin mutlaka mühürlenmesi lazım geldiğini aksi bir durumun vatana hıyanet sayılacağı ikazına rağmen (Tahirü'l-Mevlevî'nin itirazı Zirâat Nezareti'ndeki vazifesine son verilmesine yol açar. (Şentürk, 1991, 29-30) yapılan oylamada beş kişi reddine, beş kişi de kabulüne taraftar olmuş, fakat başkan Atıf Efendinin de red oyu kullanması ile beyannâmenin mühürlenmesi reddedilmiştir.
Hükümetin aldığı bir karar üzerine meşihatça hazırlanan fakat mühürsüz de olsa Teâli-i İslâm Cemiyeti adına Yunan uçakları ile atılan bildiri Teâli-i İslâm'ın sabıkalı olması için yeterli delil sayılacaktır. Başkan İskilipli Mehmed Atıf'ta konuyla ilgili yargılanması esnasında, beyannâmenin atılmasından sonra cemiyetle alakasının kalmadığını beyan etmiştir (Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları, s.109-115). Gerçi bir müddet sonra zaten cemiyet yönetimine itilafçıların hakim olması (T. Mevlevî, 115) ve Atıf Efendi'nin yönetim dışı bırakılması ile cemiyetle ilişkisi tamamen kesilmiştir. “
İstiklal Mahkemesi zabıtlarında Atıf Hoca ile ilgili mahkeme yaklaşık 5 sayfa civarında kayıtlara geçmiştir. Bunun 4 sayfaya yakını Şapka ile ilgili sorgulamadan ibarettir.
İnkılâp Tarihi kitaplarından başka bir şey okuyup araştırmazsanız, elbette bu kadar kolay hain ve kahramanlar icat edersiniz. İstiklal Mahkemeleri gibi avukatı, temyizi olmayan, kutsal savunma hakkının mahkemenin insafına bırakıldığı infaz timlerinin hukuki, adil, insani olduğunu iddia eden hala varsa, karanlık dünyaları ile baş başa kalmaya devam etsinler. Sadece şu soruya cevap verebilecek kadar vicdanları varsa düşünsünler ve kendilerine bunun cevabını versinler yeter:
Herhangi bir adi suçtan, hatta suç sayılamayacak bir kabahatten dolayı bu mahkemenin önüne çıkmak isterler miydiniz?
Unutmayın ki Atıf Hoca’yı asan zihniyet;
Başbakan Adnan Menderes’i, ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nu, ona denge olsun diye solcu Necdet Adalı’yı, vatan haini yaftasıyla idam etti. Mamak C-5 zindanlarında ülkücülere, Diyarbakır Cezaevinde solculara akıl almaz işkenceler yaptı. Lise Milli Güvenlik kitaplarında, Müslüman cemaatlerin yanı sıra, her ikisi de ülke için mücadele ettiği iddiasında olan ülkücü ve solcu grupları, bu zihniyet “terör örgütü, bölücü gruplar” tanımı ile talebelere ders şeklinde okuttu.
Atıf Hoca’ya kim hain diyorsa, adam gibi, belgeleriyle ispatlamalıdır. “Kopyala-yapıştır “ tarzı internet kaynakları ve ulusalcı ağız ile bu iş olmaz. İspatlasınlar, dönüp yüzüne bakan namussuzdur.
Aksi halde, bunu söyleyen haysiyet cellâtlarını da ben, vatan haini ve namussuz ilan ediyorum.
Görmek istemeyen kadar kör, duymak istemeyen kadar sağır olmayanlar için
KAYNAKLAR:
ALBAYRAK, Sadık, Meşrutiyet İslamcılığı ve Siyonizm, İstanbul 1990.
----------, Siyasal Boyutlarıyla Türkiye’de İslamcılığın Doğuşu, İstanbul1989
Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları, Haz. Ahmet NEDİM, İstanbul 1993.
AYBARS, Ergun, İstiklâl Mahkemeleri, Ankara 1982.
GURULKAN, Kemal, Teâli-i İslâm Cemiyeti (Cemiyet-i Müderrisin), İstanbul Üni. Sosyal Bilimler Ens. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1996.
ŞENTÜRK, Atila, Tahirü’l-Mevlevî Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1991.
7. sınıf Milli Güvenlik Bilgisi Ders Kitabı-(1986-87)
Sayın Erdem YÜCEL; yazınızdaki suçlamalardan herhengi birisine lütfen hukuki bir dayanak maddi bir delil gösterinki çamur at izi kalmasın politikası izlemediğinizi anlayalım. Bu yazıyı neden yazdığınızı az çok anlayabiliyoruz, köşe arşivindeki yazarlara baktığımızda kalemdaşlık yaptığınız meslek dayanışması içinde olduğunuzu körler bile görürken sizce bu yazı sizin deyiminizle etikmidir. Birilerine hoş görünmek amacıyla, araştırmadan yoksun, kopyala uyapıştır metoduyla kafa karıştırmak, suyu bulandırmak amacıyla yazılmış bir yazıdır sizinki.
Sayın Ahmet Faruk İMAL. Yürekli ve bir o kadar da yüreklendirici yazınız için kutluyorum. Gösterdiğiniz kaynaklar için ise kendi adıma ayrıca teşekkür ederim. Bizim JAKOBEN Cumhuriyetçilerimiz, Mart Kedisi gibidirler. Hem bastırır ve hem de feryat ederler. Kaynak, referans bilmezler. Bir tarafta resmi ideolojinin yarattığı hainler vardır. Diğer tarafta kahramanlar. Kahramanlar ne yapmışlarsa haklıdırlar.
İnsanları korku imparatorlukları içinde yaşatarak varlıklarını sürdürenlerin saltanatları giderek çöküyor. Bakın Kent Haber yorumcularına, yüzde 98'i rumuz ile yorum yapıyor. Üzerlerindeki korkuları atamamışlar.
Ha bir de şuna hazır olun. Yazarlar yorumculara doğrudan cevep vermezler. Yazdıklarınız, şimdi olduğu gibi, yüzde yüz doğru olsa bile, tekçi kullanırlar. Ya da biri gönüllü tetikçiliğe soyunur. O tetikçi de, sizin ve benim gibi ismini açık açık yazmaz. Bir rumuzun arkasına sığınır ve ipe sapa gelmez sözlerle size cevap yazdığını sanır.
İstiklal mahkemelerinin vicdanı yoktur. Şahitlerin sonradan dinlenmesi diyerek idam kararları almıştır. İzmir Suikasti davasında, mahkümiyet alan iki kişi, mahkümiyet sürelerine itiraz edince, hakimler heyeti bu sefer idamlarına karar vermiştir. İstiklal Mahkemelerini adaleti de yoktur. İskilipli Atıf Hocanın itibarı iade edilmeli ve sevenlerince heykeli de dikilmelidir. Bunu bir solcu olarak ben söylüyorum. Sorasında da diğer demokrasi şehitlerinin tabiki. Saygılarımla. K. Mükremin BARUT
Politika ile yatıp politika ile kalkan bizim gibi henüz sorunlarını çözememiş ülkelerde, heykel dikmek isteyen genel ve yerel yöneticiler, ya savaş kahramanlarını, ya hamasi olayları, ya da günün politik ideolojisine uygun kişileri bulup çıkarmakta çok beceriklidirler. Şair, edip, bilgin ve diğer güzel sanat ustalarının heykelleri ile parkları süslemek kimsenin aklına gelmez. Zaten bu gibi heykellere halkımız da itibar etmez. Sayın Belediye Başkanına, haddim olmayarak akıl vereyim. Geçmişi tartışmalı, İslâmi politikaya bulaşmış kişinin heykeli yerine, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun heykelini bir kompozisyon içinde canlandırırsanız, İskilip'e daha çok hizmet etmiş olursunuz. Bedri Rahmi, CHP'nin ressamları çeşitli illere gönderdiği programla 1942 yılında İskilip'e gitmiş, orada iki hafta kalmış, halkı ile haşır neşir olmuş, sanat anlayışında İskilip yaşamından etkilenmiş bir ressamdır. Resimlerinde İskilip'te halay çekenler, han avlularında oturanlar, çocuğunu emziren kadınlar, saz çalan aşıklar, atışma yapan ozanlar, ... onun fırçasından çıkan resimlerle sanat dünyamızda yerini almıştır. Ne var ki politika hırsı gözümüzü bürümüşken varak-ı mihr-i vefayı kim okur, kim dinler.
Hocam´Ellerin dert görmesin,Sen sag ol,cok güzel bir tarih sayfasi acmissin, bizleri aydinlattigin icin eksradan tesekkür ederim.Gecmisle hesaplasmak iyi,de önemli olan ondan ders alip bir daha yapmamak icin calismak gerek.Ne yazik,ki ders alacagimiza,bizler halen kurulmus olan Anayasal düzenini bozmaya calisyoruz.
Tarih yazarlari bu 21 rinci yüzyilda hangi konuyu alip isleyeceklerini sanirim cok zorlanacaklar.Cünkü o kadar vaka var,ki hepsini detaylari ile yazarlarsa onlarca tarih kitaplari cikar.Tarihi,Kahramanlar rafa kaldirilmak isteniliyor, cünkü onlar eskidiler denilmektedir.Onlarin yerlerine asilesmis devlete karsi gelmis veya gelecek kahramanlar yaratilmak isteniliyor.
Onun icin Atatürk,ün devrimleri,bu sözde gelismis cagda,unutturulmak isteniliyor.Yerine kendi kahramanlarini ilan etmek icin mücadele ediliyor. Kimbilir belki bu kahraman yabanci bir devlet adami,da olabilir.Bir bakariz,ki su an Türkiye,yi mesgul eden Nicolas Sarkozy,u bir kahraman ilan ederiz.
Kurtulus savasi veren;Kahramanlarimiz,yabanci güclerle savas verirken düsman belli ve ona göre mücadele ediliyordu.Ne yazik,ki ic düsmanlar kim olduklari dogru dürüst kim olduklari belli olmadigi icin cok tehlike teskil etmektedirler.Örnek simdiki Türkiye,de olan terör olaylari,kimler bunlar cugu Türk Vatandasidir.Meshur bir söz vardir,sopayi yiyen,mi bilir yoksa sayan,mi saygilarimla.
Değerli Üstadım
Şöyle diyorsunuz; " Bazılarına göre bu beyannameyi İskilipli Hoca yazmış, bazılarına göre de beyanname ile ilgisi yokmuş," Bu tarz bir bilgi, bir insanı vatan haini ilan etmeye yeter mi? Atıf Hoca düşman işbirlikçisi ise belgesi nerede?
Bilgi ile ezber arasında dağlar kadar fark olsa gerek. Kendilerini, Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve Laik sayanlar; yıllardır resmi ideolojinin ezberciliği ile, siyaset yaptılar. Yazıp çizdiler. Sonuç ne mi oldu? Muarızlarının elini kuvvetli hale getirdiler. Belgeye, bilgiye dayananarak ortaya çıkanların tezleri daha çok taraf kazandı.
Kurtuluş Savaşı öncesinde, pek çok Osmanlı aydını Mustafa Kemal’in Anadoluda başlattığı mücadeleye karşı mesafelidirler. Bunlardan biri de İsmet İnönü’dür. Bu bakımdan; onun Kazım Karabekir Paşaya yazdığı mektup incelenmeye değer bir dökümandır.
Toplumlar tarihleri ile yüzleşip özeleştiri yapmaları gereken yerde bunu yapmalıdırlar. Özür dilemeleri gereken yerde ise özür dilemelidirler. Biz, herzamanki jakoben jargonumuzla, ezber dışında konuşan herkesi Cumhuriyet düşmanı ilan edersek işin içinden çıkamayız.Öbür tarafta birilerini düşman ilan ederek, beri tarafta kalanları bir arada tutmayı amaçlamak, bir dönem işe yarasa da uzun vadede geri tepen bir silahtır. Netekim bu günlerde yaşadıklarımız bunun göstergesidir.
Şeyh Sait, Seyit Rıza, Saidi Nursi gibi pek çok sistem muhalifi insanlar devlet eliyle gadre uğramışlardır. İzmir Suikasti, Mustafa Kemal’in muhaliflerinin tasfiye edilmesi için organize edildiği söylenmektedir. Maliye Nazırı Cavit Bey (Rahmetli Şiar Yalçının babası) haksız yere asılmıştır.
Menemen olayı tam bir dramdır. Yedeksubay (öğretmen) Kubilay üç beş esrarkeş meczubun eline kurban diye atılmış, ardından dini cemaatler üzerine baskılar artmıştır.
Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Kadir Mısırlıoğlu, İsmail Beşikçi gibi pek çok aydın hayatlarının önemli kısımlarını, zındanlarda tüketmişlerdir.
Menderes, Zorlu ve Polatkan gibi sivil siyasetçiler askeri darbe döneminde ve onun gayri meşru kanunları ile asılmışlardır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi gençler, 12 Mart döneminde, yirmili yaşlarda asılmışlardır. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde 5200 genç öldürülmüştür. Darbe sırasında elli genç asılmıştır.
Tanrı aşkına, 6-7 Eylül olayları, İstanbul değil de İsfehan’da mı yaşandı? Varlıkvergisi ve onun sürgünleri bir şaka mıydı?
“Geleceği şekillendirmenin en akılcı yolu tarihi yeterince bilmekten geçer.” diyorsunuz. Bilinmesi gereken tarih; resmi ideolojinin kendini yanlışlarını meşru göstermek adına yazdığı şeyler ise bu gerçeklerle örtüşmez. Son günlerde tartışılan ya da gündeme gelen konular bu nedenle sürüp gidiyor.
“Günümüzde bazılarının eski dönemlerin hainlerinden kahraman yaratma çabası içerisinde olduklarını görünce gerçekten hayret ediyorum” diyorsunuz. Kimilerinin niyeti gerçekten bu olabilir. O zaman bize düşen; haksız olduklarını kanıtlamak olmalı, ama bunu “mış” larla, “miş” lerle başarmak mümkün değil.Saygılarımla.
K. Mükremin BARUT
Sayın Erdem Yücel; Belirttiğiniz gibi, gençliğimize gerçek tarihini severek ve bilinçli olarak öğrenme fırsatını veremedik. Bunda yalnızca bu günümüzün yönetimini değil, bizlerin yaşadığımız kuşaklardaki millî eğitimlerini de eleştirmek gerekir. Günümüzün gençliği yakın tarihini - ne yazık ki - malumların sözlü olarak saptırmalarından ve internet kanalıyla araştırmalarından yanlış olarak öğrenmeye zorlanmaktadır; gerçek tarihimizi belgeleriyle birlikte yazılı yapıtları okumaktan mahrum edilmektedir. Öylesine acı veren bir durumdur ki, bugünkü neslin, Çanakkale Savaşları'na ve Kurtuluş Savaşı'na inanmayarak, bunların bir senaryo ve düzmece olduğu inançlarına sahip olduklarına şahit oluyorum. Tarih bilimi gençliğimize - gerçekten - "ezberle, geç" şeklinde bir ders olarak sunuldu ama, tarihin özü gençliğimize verilemedi. İşte bugün, bunun sıkıntılarını yaşamaktayız ! Çok yerinde olarak sunduğunuz bu konu hakkındaki diğer değinmelerime - sizlerin tartışılmaz görüşleriniz karşısında - naçizane olarak devam edeceğimi belirtir, en içten saygılarımı sunarım.