Demokrasiden XIX. yüzyılın ikinci yarısından bu yana hep söz edilir. Siyasiler bununla da kalmaz ileri demokraside olduğumuzu ilan edip; atıp tutarlar. Oysa gerçek demokrasilerde vatandaşın her bir oyunun ayrı değeri vardır. İleri demokrasilerde siyasi liderlerin kafalarına göre, istedikleri gibi yasalar da çıkarılmaz. Lider böyle istiyor diye kulis yapılıp konuyu yeterince incelemeden milletvekilleri parmak kaldırmazlar.
Gerçek demokrasi, ileri demokrasi başlı başına insan haklarını, özgürlüğünü öne alan kavramdır. Demokrasicilik oynayıp da gerçek demokrasi demek; eskilerin deyişiyle laf-ı güzaf!..
İleri demokrasimizde (!) yıllardır sözü edilen ve kanayan bir yaramız var; seçimlerdeki yüzde on barajı ayıbı!..
Seçim öncesi muhalefet veryansın eder; yüzde on barajını aşağı çekeceğiz, vatandaşın her oyunu değerlendireceğiz derler. Seçim gelir geçer yüzde on barajı yürürlükte kalır.
Neden kalır?
Meselenin özünde yüzde on barajının üç siyasi partinin işine gelmekte olmasıdır. Sistemde koalisyon olmasın isteği yatmaktadır. Bir bakıma siyasi istikrarsız olarak nitelenen koalisyon ortadan kalkınca, tek parti iktidarının ortaya çıkması da kaçınılmaz olur. Seçim kısıtlaması olan yüzde on barajını aşamayan partilere verilen oyların asıl sahiplerine değil büyük partilere kaydırılması, böylece daha çok milletvekili kazanma arzusundan kaynaklanmaktadır. Vatandaş istediği partiye oyunu veriyor, ancak baraj sistemi yönünden oyu istemediği partiye giderek o partiye milletvekili kazandırıyor. Böyle olunca da ortaya adaletli olmayan bir seçim tablosu çıkıyor.
İktidarda olsun, muhalefette olsun büyük partiler baraja takılanların milletvekillerini paylaşıyor.
Yüzde on barajı ile demokrasi olur mu?
Büyük partilerin göstermelik çıkışlarına rağmen bu sistemden yana olmasının nedeni de aslında bu noktada düğümleniyor. O zaman ortaya hak edilmemiş bir güç çıkmıyor mu?
Günümüz Türkiye’sinde çoğu tabela partisi olmaktan öteye gidemeyen elli civarında siyasi parti var. Bunların çoğu seçimlere katılmıyor veya teşkilatlarını kuramadıklarından giremiyor. Bazıları yüzde on barajının altında yatan asıl gerçeğin, dillendirilmemiş olmasına rağmen Kürk kökenli vatandaşların oluşturduğu siyasi partinin önüne kesmek olarak nitelemişlerdir. Buna rağmen yüzde on barajını delenler yok mu derseniz, onun da çaresini bulanlar da var. Örneğin BDP Türkiye genelinde seçime girmiş olsa baraja takılacak, mecliste yer alamayacak. Şu veya bu nedenlerle güçlü oldukları Güneydoğu’da bağımsız olarak seçime giriyorlar, sonra mecliste birleşiyorlar. BDP son iki seçimde de bağımsız adaylarını İstanbul’dan bile meclise sokmayı başarmışlardır. Ancak Türkiye İşçi Partisi’nin, Selamet Partisi’nin, Hak ve Eşitlik Partisi’nin ve hatta Türkiye Komünist Partisi’nin böyle bir şansı bulunmuyor.
Genel seçimlere daha bir yıldan fazla süre var; Anayasa çalışmalarında ise bu demokrasi ayıbını ortadan kaldıracak çalışma görülmüyor. Hükümetin yüzde on seçim barajına dokunmayacağı artık açıkça anlaşıldı. Ortadaki gerçek yüzde onun liderlerin işine gelmiş olmasıdır.
Meclis’te azınlıkta olsalar da, seçime giren küçük partilerin de temsilcileri olmuş olsa, işte o zaman vatandaşın oyunun çok daha değer kazandığını görebiliriz. Yakınlarda ortaya atılan daraltılmış seçim bölgeleri ise dostlar alış verişte görsün sözünden öteye gideceğini sanmıyorum.
Vatandaşların siyasete liderlerin seçimi yerine vatandaşın seçimi ile girebilmesi bir bakıma demokrasinin önemini yansıtmaktadır. Kuşkusuz iktidar bu yönde bir adım atarsa muhalefetin de karşı çıkacağını sanmıyoruz. Böylece devlet hazinesinden siyasi partilere yapılan haksızlık da kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır.
“Her millet layık olduğu şekilde yönetilir” sözünü kim söylemişse boşuna bu lafı etmemiştir.
erdemyucel2002@hotmail.com