19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Saroz'un Derinliklerinde I ( Resimleri gördünüzmü?)

yusuf@kenthaber.com 



    Saroz Dalışı

    Evet dostum sen gelmedin ama merak etme kaçırdıklarını anlatacağım.Belki üzülecek ve birazda imreneceksin ama ne yapayım, yapabileceğim senin adına çok bir şey yok…   

    Evet 11 Haziran sabahı saat 09:00 gibi Saroz’un Güneyli beldesindeyiz. Limana bizden önce gelen Haluk hoca, ekibi ile tekneye dalış malzemelerini yüklemeye başlamıştı bile. Çantalarımızı araçlardan indirirken, istersek kır bahçesinde birer çay içebileceğimizi söyledi Cüneyt hoca. Bizim ekip; Gürkan, Nilgün, Şevki, Fazilet, Salih, Seda, Suzan pek tabii ben hemen çay bahçesine yollandık. Yol boyunca yağan yağmur bizi ıslatamamıştı ama yeteri kadar germişti. Böyle güzel ve açık bir havanın bizi beklediğini söyleseler( ki zaten kimse söylemedi ) hiç kimse inanmazdı. Şimdi güneş öyle güzel ışıldıyordu ki geceden ve sabahın erken saatinde ki havadan eser yoktu. 

    Güneş, ortalığı ve bizi ısıtırken geceyi uykusuz geçiren bizim tayfa teknenin en müstesna yerine yerleşmekle meşgul olurken, kaptan demir almıştı çoktan. Hafif esen meltem, belkide günümüzün çok eğlenceli ve neşeli geçeceğini kulağımıza üflüyordu. Yol boyunca diğer gruplarla kaynaşmalar yaşanırken, Zehra hoca yazı tahtası ile teknenin üst güvertesinde dalış gruplarını yazmaya başlamıştı.Gruplar arasında ufak ufak homurtular oluyordu. Sebebini anlamak çok zor değil. Herkes eğitimini beraber aldığı hocası ve grup arkadaşları ile dalmak istiyordu. Ve bazı arkadaşlarla dalmak istemeyenler de vardı tabii…Ben mi? Tabii ki ben Cüneyt Hoca ile dalıyordum. Torpil mi? Yok canım ne alakası var, tamamen tesadüf!!!  

 

    Yaklaşık bir saat sonra ilk dalışların yapılacağı “despot kayalıkları” mevkiinde demir atarken ilk üç grup dalış için hazırdık. 

    Acemilikten olsa gerek giydiğim elbise bedenime uygun değil ama grubu bekletemem ya…Uykusuzluğun vermiş olduğu ağırlığa, ilk defa tanıştığım bu dalgıç kostümleri ve kilomun % 10+ 2 kilo da ekstra ağırlığı ( 12 kg ) eklenince, hareket edemez hale gelmiştim.Astronottan farkımız yoktu dış görünüş itibari ile, tabii maske ve paletleri saymazsak…   

    Cüneyt Hoca hepimizden önce suya atladı. Gerçekten çok misafirperver canım. Bize karşılama yapmayı düşünecek kadar. Tüm kontroller tamam, ve işte bende atlıyorum. Üzerimdeki bu ağırlıklar ile direk dibe gideceğimi zannederken bir kez daha teknolojiye yenilmenin zevkini yaşıyorum. 

    Suya girince elbisenin beni çok sıkmayacağını ve açılacağını söyleyenler acaba şakamı yapmışlardı. Tüm vücuduma sanki dışardan yumruk atıyorlardı. Bu işte bir terslik vardı ya, neyse hayırlısı bakalım… 

    Cüneyt Hocanın işareti ile dalışa başladık. Enfes bir şey bu arkadaşım. Yıllardır televizyonda seyretmeye, yada akvaryumda görmeye alıştığımız dünyanın içindeyim.3-5 metre derinliklerde olduğumuzu zannediyorum. Etrafımdaki canlıları ve nesneleri görmeye yetişemiyorum. Tabii bu arada BC’nin içindeki havayı ayarlayamadığımdan bir yukarı çıkıyorum bir aşağı iniyorum. 10-15 dakikalık ağırlama ve turistik seyehatten sonra Cüneyt Hoca ile birkaç beceri yapmak için dipte oturmaya çalışıyorum ama ne mümkün, BC’ nin içindeki tüm havayı boşaltmama rağmen dipte kalamıyorum. Sağolsun Cüneyt Hoca yine imdadıma yetişti ve BC’ min cebine gerekli ağırlığı koyunca dengemi sağlayıp bende dipte oturmaya başladım. Becerilerde hiç zorluk çekmedik. Sonra yine gezmeye başladık. Aaa o da ne Cüneyt Hoca çıkıyoruz diye işaret ediyor!!! Yav daha yeni gelmiştik…   

    Evet çıktık ama hala niye böyle erken çıktığımız konusunda bir fikrim yok. Kostümlerimizi çıkarıp, üst güverteye çıktık. Az sonra Cüneyt hoca geldi. Ve ben daha fazla bekleyemezdim. “Hocam niye bu kadar az kaldık, hayırdır”. Der demez Sevgili Cüneyt hoca kolundaki bilgisayarın tuşlarını tıklamaya başlamıştı bile. “32 dakika Yusuf Abi, derinliğimiz de 8.5 metre, ilk dalış için ideal zaman ve derinlik” Şimdi de şaşırma sırası bendeydi. Cüneyt hoca yalan söylemezdi ama belki de bilgisayar…   

    Gerçekten 32 dakikalık zamanın nasıl geçtiği konusunda en ufak bir bilgim yok. 

    Şaşkınlığımın çabuk geçmesindeki sebepler de çok eğlenceliydi. Nasıl olmasındı ki, Sevgili arkadaşlarım Fazilet ve Seda dalış için hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Hazırlıklar tamam olmasına tamam gibi görünüyordu ama bizlerin göremediği iç dünyalarında ne fırtınalar koptuğu görülmüyor, ancak bizler tarafından tahmin ediliyordu. Cem Hoca’ya Allah yardım etsindi…Evet Seda atladı.Çok güzel. Şimdilik her şey normal gibi. Evet okey işaretini de vermeyi ihmal etmedi. Bravo Seda. Sırada Fazilet var. Hadi Fazilet . İşte oldu. Fazilet’te suda. Hadi size kolay gelsin.   

    İlk üç dalış grubundaki bizler ise, aşağıda ne yaptıklarımızı, ne gördüklerimizi birbirimize anlatırken sözcük bulmakta zorlanıyorduk. Ağzımız sanırım kulaklarımızdaydı. Aşağı yukarı hepimizin gördükleri aynıydı. Aynı olmasına aynıydı da gel gör ki heyecan denen şey var ya…   

    Bizler bu heyecan içindeyken, yanımızdaki birkaç arkadaş da bizlere bakıp anılarını tazeliyorlardı. Bunların başında da tabii ki Pala Semih geliyor. Palalığı nerden mi geliyor? Onu daha sonraya bırakalım istersen. 

    Mangal kokusu bir anda dikkatlerimizi midemize çekmiş, ve o ana kadar acıktığımızın dahi farkında olmamıştık. Bu bizim kaptan bayağı marifetli adammış, ya da çok mu acıkmıştım ne. Köfte ekmek hazır yemek. Üff nefis…   

    Bizim Fazilet’lerin grupta bir şeyler oluyor. Fazilet Hocanın tüm ısrarlarına rağmen, gruptan ayrılıp tekneye doğru geliyor. Peşinden Seda da. Allah Allah…   

    Yemeklerimizi yedik, biraz da uyusaydık filan derken Cüneyt Hoca’nın “hadi arkadaşlar hazırlanalım’ sözü ile tekrar dalış hazırlıklarına giriştik. Artık giyinip kuşanırken çok zorlanmıyorduk. Çünkü artık gerçek dayanışma içinde olduğumuz badi’lerimiz vardı.Kulakları çınlasın badim “Gürbüz bey” çok kalender bir insan. Ve de çok sakin.   

    Ve işte yine sudayız. Bu sefer ilk dalıştaki ağırlık sorununu yaşamamak için 14 kilo ağırlıkla suya girmiştim. Ama sanki kilolar fazla geliyordu ve yorulacaktım. Cüneyt hocaya ağırlıklar fazla hocam dediğimde söylediği tek kelime “emin misin abi” oldu. Güya emindim. Ağırlığı aldı Cüneyt hoca ve dalışımıza devam ettik. Her şey iyi gidiyor gibiydi. Tabii yine dipte oturma faslı gelene kadar. Allah’ım nedir bu benim başıma gelenler. Yine BC ye fazla hava verdim ve yukarı çıkıyorum. Zaten aşağıda kalmakta zorlanan ben… Tekrar aşağı inerken basınç eşitlemeleri ile uğraş dur. İniş hızımı ayarlayamadığım içinde kulaklarımda ve sinüslerimdeki boşluklarda dayanılmaz acılar çekiyorum. Bir daha, bir daha artık acılar dayanılmaz oldu. Çıkmayı düşünüyorum. Cüneyt hoca yine iş başında. Cebime yine bir Amerikan yardımı, ve BC nin kontrolu için bir iki işaretten sonra, ve bende basınç eşitlemesini hallettikten sonra işler yoluna girdi. Ama kulaklarım çok ağrıyor. Bu arada manzarayı seyretmeyi de ihmal etmiyorum tüm acılara rağmen. Ve işte yine o işaret “çıkıyoruz”.   

    Kostümleri çıkarırken bu kez Cüneyt Hoca ile yüz yüze gelmemeye çalışıyorum ama ne mümkün. Ve beklemediğim bir tavır: “Bravo Yusuf Abi” Gerçi ağırlık konusunda gerekeni söylemedi değil ama, asansör gibi bir aşağı bir yukarılardan sonra çıkacağımı ve bir daha inmeyeceğimi düşünmüş Cüneyt hoca. Aslında yanlış da düşünmemiş değil mi? Amerikan yardımları gelmeseydi…   

    Arkadaşım kulaklarım çok ağrıyor hala. Tüm bunlara rağmen ikinci dalışlardaki eğlenceleri de kaçırmıyorum. Özellikle Fazilet ve Seda’yı… 

    İlk günkü dalışlarımız sona erdiğinde saat 15:00 i bulmuştu bile. Demir aldık ve başka bir noktada demirledik. Burası biraz daha açıkta bir yerdi. Hazırlanan dalgıç arkadaşlara imreniyordum kulaklarımın tüm ağrısına rağmen. Bunlar bizim bir üst grubumuz olan “Advanced” seviyesindeki dalgıç arkadaşlardı. 30 metreye dalıyorlardı. Ağzımın suyunun akmasını belki de kulaklarımda ki ağrı engellemiştir. 

    Dalış günü sona erip de demir aldığımızda saat 17:00 olmuştu. Herkesin üzerindeki yorgunluk ve uykusuzluğun izleri ağırlaşıyordu. Kıyıya ulaştığımızda araçlarımız, Gelibolu’da kalacağımız otele götürmek için bizleri bekliyorlardı. 20 dakika sonra otelde olacaktık, iyi zaman 20 dakika. Göz kapaklarım çoktan inmişti…   

    Akşam Balık lokantasında güzel bir yemek yedikten sonra gece saat 24:00 otele döndük. Gençler Otelin barına çıkarken yeğenim Şevki ile odamızın yolunu tutmuştuk çoktan… 

    İkinci gün dalışlarını, başıma gelen terslikleri ve 18 metrede havamın bittiği anları bir daha ki yazıda anlatacağım… 

    Saygılarımla

Yayın Tarihi : 25 Haziran 2005 Cumartesi 00:34:35
Güncelleme :26 Temmuz 2005 Salı 15:15:46


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Salih AK IP: 85.101.154.xxx Tarih : 26.07.2005 15:11:58
Sevgili arkadaşım Fazilet; Yusuf ukelalık olarak kabul edermi etmez mi bilmem ama sen dua et seni rencide etmemiş.Bir kere senin kulak ağrıların ve adrenalin seviyesi çok yukarılara çıktığı için sen "despot kayalıklarını" vespot olarak algılamışsın.Hem bizim dalış defterlerimizde de despot kayalıkları yazıyor...Yoksa sen dalış esnasında uykuya ve başka hayallere mi dalmıştın...Sevgilerimle

fazilet erdiş IP: 85.101.97.xxx Tarih : 30.06.2005 11:10:54
Sevgili arkadaşım, Geçirdiğimiz dalış yaşantımızı güzel dile getirmişsin.Keyifli bir deneyimdi o kadar panik yaşamama rağmen ben de çok eğlendim.Yazını okumamıştım ama okuyanlar benden bahsettiğini söyleyince hemen okudum.Neyse...çok kötü yazmamışsın.Haluk hoca da haluk hoca diye tutturduğumu filan.Ama artık cesaretlendim.Sanırım bundan sonra hocalara işkence etmeden dalıcam(yani öyle umuyorum.:)ümit ediyorum.) Bundan sonra dalıp dalamayacağım konusunda doktor haftaya muayeneden sonra karar verecek,biliyorsun ciddi bir kulak problemi geçirdim.15 gündür çerez gibi ilaç alıyorum. Ama dalmanın keyfini aldım ve kolay kolay da bırakmaya niyetim yok..Hele sizlerle geçirdiğim güzel anlardan sohbetlerden sonra ..Hep birlikte keyifli dalışlarda beraber olmak dileğiyle ..Ukalalık saymazsan ufak bir düzeltme yapmak istiyorum. Daldığımız yerin adı :Vespot

nurettin sezen IP: 85.96.18.xxx Tarih : 28.02.2007 21:51:02
gıptaplaya imrenerek okudum ve diyorumki daha nice hayırlı kazasız belasız dalışlar ben 1957 doğumluyum istanbulda yaşıyorum fakat 3 senedir kamp yapıyorum duymuşsunuzdur gökçetepe kayıp cennet harika bir yer ya ben oraya gidince kıskanıyorum o doğayı o denizi o manzarayı korkuyorum oranında yarı öbür gün talan edileceğini ilk sene çadır aldım 2. sene bot aldım allah izin verirse bu yazda dalmak için elbise alıcamyavaş yavaş buradada dalgıç kursu vardı hamsi miydi yanlış hatırlamıyorsam sizlere her işiniz rast gelsin diyorum hoşca kalın