AB macerası tam kırk üç senelik bir macera ve hala filmin sonunu tam bilen pek yok ortada.
Bu maceranın inişli çıkışlı olacağını, dönem dönem de kopmalar, sertleşmeler, restleşmeler olacağını zaten biliyorduk.
Turgut Özal seneler önce bu macerayı “ince uzun bir yol” olarak tanımlamış idi ve ne kadar haklı olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.
AB meselesi üzerinde fikir sahibi olmak en azından iki aşamalı bir süreç.
Birinci mesele konunun teknik boyutlarına hakim olmak ise ikinci boyutu da sürecin siyasi boyutunu iyi kavramak olmalı.
Türkiye-AB sürecinin çok çeşitli veçheleri mevcut ama ben bu yazıda sadece bir boyutuna, konunun aktörleri boyutuna değinmek istiyorum.
Sürecin aktör sayısı aslında çok sayıda ama düzgün bir soyutlama ilişkinin en azından beş aktörü olduğunu bize gösteriyor.
Birazdan aşağıda tanımlayacağım beş aktör de kendi içlerinde homojen, türdeş değil ama basit bir analiz için bu tür bir soyutlama yapmak çok yanlış olmasa gerek.
Olayın iki cephesi mevcut, Tükiye ve AB.
Her iki cephenin içinde de en azından ikişer grup var.
Türkiye içinde AB yanlıları ve yine Türkiye içinde AB karşıtları mevcut.
AB içinde Türkiye’yi makul bir süre içinde üye olarak görmek isteyenler ve uzun vadede bile böyle bir senaryoyu kabus olarak niteleyenler var.
Bir de hiç kuşkusuz ABD diye, sevseniz de sevmeseniz de, bir gerçek var.
Böylece ortaya en kaba hatları ile beş adet aktör çıkıyor ama örneğin Türkiye içindeki AB karşıtlarını ele alırsanız bunların da özünde çok farklı çıkarlar doğrultusunda bu tutumu benimsediklerini yani türdeş olmadıklarını görürsünüz.
Bu beş aktörden ABD, işin doğrudan içinde görünmese de, çok önemli bir aktör ve uzun vadede belirleyici olmaya aday.
ABD, bizim kara kaşımız kara gözümüz için değil ama doğrudan kendi çıkarı için bölgede çok istikrarlı, güçlü, güvenilir bir Türkiye görmek istiyor.
Artık, ABD’nin güçlü bir Türkiye istemediği söylencesi hiç inandırıcı değil ama bu yeni pozisyonu, yukarıda belirttiğim gibi, doğrudan kendi çıkarına yönelik.
ABD için Ortadoğu çok önemli bir bölge ve enerji sorunları nedeni ile görülebilir bir gelecekte de bu böyle olmaya devam edecek.
Ve ABD’nin bu bölgede güçlü, istikrarlı bir müttefike ihtiyacı her geçen gün artıyor.
Arap ülkelerinin hiç biri bu anlamda ABD’nin müttefiki olabilme durumunda değil; SuudiArabistan’ın zaten böyle bir yapısı, konumu, bölgeye model olmaya aday bir siyasal sistemi mevcut değil.
İsrail ise her geçen gün daha fazla belirsizlik içine sürükleniyor; zaten bu ülkenin Arap dünyası için model olması söz konusu değil.
İran ile ilgil zaten bir söze ihtiyaç yok.
ABD, askeri değil ama siyasi operasyonlarını üzerinden yürütecek bir ülkeye, bir demokrasiye bölgede ihtiyaç duyuyor ve bu ülke hiç kuşkusuz Türkiye.
Ve ABD orta vadede Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrar meselesini AB’ye ihale etmek istiyor; üzerinden atamayacağı yegane ve en pahalı konu ise güvenlik.
Tüm bu nedenlerden ABD yönetimi, Clinton’u ile, Bush’u ile Türkiye’nin AB projesine destek veriyor ve vermeye devam edecek.
Türkiye’nin içindeki AB yandaşları konuya ağırlıklı olarak özgürlük ve zenginlik meselesi olarak bakanlar.
AB içindeki Türkiye yandaşları ise meseleye daha ağırlıklı olarak stratejik bir gözlükle bakıyorlar ve orta vadede Türkiye’siz bir AB’nin uluslararası yarışlarda güdük kalacağını savunuyorlar ve kanımca da doğru noktadalar.
Türkiye içindeki AB karşıtları ise daha ağırlıklı olarak “ulusal onur” söylemi altında mevki ve parasal rantlarından vazgeçme korkusu altında bir araya geliyorlar ve onlar da yine kanımca kendi açılarından haklılar.
AB projesi özünde bir açık toplum projesi ve kapalı toplumların mevki ve parasal rantlarını kaybetmekten ürkenler kapalı toplum modeline biraz insiyaki biraz bilinçli olarak sahip çıkıyorlar.
AB içindeki Türkiye karşıtları ise 21. yüzyılda daha iddiasız bir Avrupa modeli peşindeler ya da gelen yüzyılın gerçeklerini hiç anlamamışlar.
Gelinen aşamada gerekli ittifaklar da bir biçimde kuruluyor ve Türkiye-AB yakınlaşmasını, bütünleşmesini isteyenler kendi içlerinde, istemeyenler de kendi içlerinde ittifaklar oluşturuyorlar.
Bu süreçte belden aşağıya vurmalara, başka konuların AB meselesine alet edilmesine de çok rastlayacağız.
Geçtiğimiz günlerde iktidar partisinin limanlar konusunda yaptığı bence olumlu ve başarılı hamlenin ülke içinde kimlerden ve nasıl gerekçeler ile tepki aldığını hatırlar isek ülkemiz içinde rollerin iyice belirginleştiğini de daha iyi görürüz.
Yayın Tarihi :
18 Aralık 2006 Pazartesi 15:01:58