Türkiye’de iktisat meseleleri en çok konuşulan konuların başında geliyor.
Çok haklı nedenlerden ağırlıklı olarak yapısal reformlar tartışılıyor zira 2001 sonrası gerçekleştirilen önemli yapısal dönüşümlere rağmen hala yapılması gereken bir dizi yapısal sorunlara ilişkin iş var.
Bunun yanısıra çok çetrefil iktisat politikası konusu tartışılıyor, bu da son derece yararlı, zira ülkemizin içinde bulunduğu ve kırılganlığı çok yüksek iktisat konjonktüründe bu tartışmalar herkese birşeyler öğretiyor.
Meseleye daha serinkanlı baktığınızda ortada da çok temel bir gerçek var, bu gerçek de tüm bu iktisat tartışmalarının özünün orta vadede kişi başına düşen geliri artırmak mesela makul bir sürede kişi başına geliri ikiye katlamak, yani onbin dolar düzeyine çekmek.
Tekrar ediyorum, zaten iktisat politikalarının nihai temel amacı da kişi başına geliri artırmaktan başka ne olabilir?
Ancak Türkiye’nin insan envanterine baktığınızda bu meselenin çok da kolay olmadığını görüyorsunuz, anlatmaya çalışacağım.
Aşağıda kullanacağım ekonomik büyüklüklerin bir bölümünü akılda kalıcılıklarını artırmak için gerçeklik düzeyinde taviz vermeden bir ölçüde yuvarlamak istiyorum, bilginize sunarım.
Ülkemizde kişi başına gelir ortalama beşbin dolar düzeyinde, nüfusumuz da 72 milyon yani toplam milli gelirimiz 360 milyar dolar civarında.
Yapacağımız ilk iş söz konusu 72 milyonluk nüfusumuzun istihdam açısından bir incelenmesi.
Ülkemizde çalışma yaşının altında yani 16 yaş altı 21 milyon çocuğumuz var, bunu bir kenara yazalım.
16 yaş ve yukarı nüfusumuzun böylece 51 milyon olduğu ortaya çıkıyor, bunu da bir kenara yazalım.
Türkiye’de işgücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 48, yani 16 yaş ve yukarı nüfusun sadece yüzde 48’i ya çalışıyor ya da işsiz ve iş arıyor; 16 yaş ve yukarı nüfusun böylece yüzde 52’sinin yani sayı olarak yaklaşık 26 milyonluk bir nüfusun ne çalıştığı ne de iş aradığı ortaya çıkıyor.
İktisatçılar bu 26 milyonluk nüfusun verimlilik düzeyinin sıfıra yakın olduğunu biliyorlar.
TUİK (eski Devlet İstatistik Enstitüsü) verilerine göre de ülkemizde yaklaşık üç milyon işsiz bulunmakta, bunu da bir kenara not edelim.
Şimdi 72 milyonluk nüfus içinde 15 yaş ve altı kesimi yani 21 milyonu, işgücüne katılmayan 26 milyonu ve işsiz olan üç milyonu topladığınızda elli milyonluk adeta üretim yapmayan bir kesim karşınıza çıkıyor.
Geriye yaklaşık 22 milyonluk bir istihdam hacmi kalıyor; bu istihdam hacminin de 6 milyonu tarımda çalışıyor ve bu altı milyonun toplam ürettiği katma değer 36 milyar dolar kadar.
Yukarıda bulduğumuz 22 milyonluk istihdam yani çalışan Türk sayısından ve 360 milyar dolarlık milli gelirden tarımsal istihdamı ve tarımda üretilen değeri düştüğünüzde yaklaşık 16 milyonluk bir kesimin yine yaklaşık 330 milyar dolarlık bir gelir ürettiğine şahit oluyorsunuz.
Söz konusu 16 milyonluk istihdam yani çalışan Türk sayısından iki milyonluk memur kesimini (düşük verimlilik ve gizli işsizlik) ve yine TÜİK verilerinden bildiğimiz yaklaşık altı milyonluk küçük üreticiyi, esnafı, pazarcıyı, işportacıyı (tümünün ortak niteliği yine düşük verimlilik ve düşük gelir) çıkardığınızda karşınıza çağdaş standartlarda üretim yapan sekiz milyonluk bir kesim çıkıyor ve kanımca bu kesim tarım düşüldükten sonra ortaya çıkan 330 milyar dolarlık kesimin üçyüz milyar dolarını üretiyor.
Yani bu sıkı verimlilik içinde çalışan kesimde çalışan başına gelir yaklaşık kırk bin dolar düzeyinde.
Bu verdiğim tablo biraz değil esaslı bir biçimde ülkemiz sosyolojisi tarafından belirleniyor ve bugünden yarına değiştirmek kolay değil.
Şayet makul bir sürede milli gelirimizi ikiye katlamak yani kişi başına geliri onbin dolara çekmek istiyor isek, nüfus artışını dahi görmezden gelelim, bu çağdaş standartlarda üretim yapan, yüksek verimlilik sahibi sekiz milyonluk kesimin kişi başına yaklaşık yüzbin dolar katma değer üretmesi gerekecektir, ve bu iş de biliniz ki, kolay değildir.
Önümüzdeki dönem gelir artışlarının sosyolojik ve demografik nedenlerden tıkandığı bir dönem olabilir.
Bizlerin temel işlevi hiç çekinmeden karşımıza çıkabilecek temel sorunları şimdiden deşmek ortaya çıkarmak; aksi durumda zaten çözüm üretmek mümkün değil.
Yayın Tarihi :
5 Ekim 2006 Perşembe 12:59:05