Bu sitede daha önce iktisat ve siyaset üzerine yazılar yazdım.
Adı “KENT HABER” olan bir sitede bendeniz ilk kez kısa bir yurtdışı gezisinin uyandırdığı kentlere ilişkin görüşleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yazıda elimden geldiği ölçüde de iktisat ve siyaset alanlarının dışında kalmaya çalışacağım ama bu konuda ne kadar başarılı olacağım belli değil.
Sadece dört gün süren yurtdışı gezimi ailemle birlikte Bayram’dan hemen sonra İtalya’da gerçekleştirdim, bir gün Venedik’te, üç gün de Verona’da kaldık ve sonra İstanbul’a döndük.
Hem Venedik hem de Verona kentleri bölgenin en gelişmiş kentleri.
Söz konusu iki kent de Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasından 19. yüzyılda gerçekleşen İtalyan Birliği’ne kadar ingilizce “city state” adı verilen şehir devletleri statüsünde.
Her iki kentin de çok farklı özellikleri mevcut ama ortak paydaları geçmişten günümüze süzülerek gelen göz kamaştırıcı zenginlikleri.
Bir iktisatçı olarak, geziye iktisattan uzaklaşmak için dahi çıksanız, ister istemez bu zenginlik meselesi insanın aklına takılıyor.
Venedik ve Verona’nın bugüne dek uzanan zenginlik tarihinin kökenleri de bu iki yerleşim merkezinin şehir devlet statüsü döneminden geliyor.
Metre kare olarak toplasanız Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’un Üsküdar mahallesini dahi aşmayan bu iki merkezin, üstelik Osmanlı ile mukayese dahi edilemeyen askeri gücü de düşünülürse, bu kadar büyük bir sermaye birikimini nasıl gerçekleştirdiği konusu doğrusu ilginç.
Çağının tartışmasız en büyük güçlerinden biri olan Osmanlı’da ise İstanbul dışında benzer bir zenginlik simgesi kentin oluşmaması da eşit ölçüde ilginç.
Üstelik İtalya coğrafyasında Verona ve Venedik ayarında daha birçok zengin şehir devleti mevcut ve hepsinin de bu zenginlik düzeyleri günümüze uzanmış.
Tarihçiler, iktisat tarihçileri eminim benim ilginç bulduğum bu konuya bir dizi cevaplar üretmekteler ama bendeniz de kısıtlı tarih ve iktisat tarihi bilgimle bir yorum yapmaya çalışacağım.
Doğu toplum ve devletleri mesela Osmanlı, Bizans, Selçuklu ile batı toplum ve devletleri , mesela Fransa, İngiltere arasındaki temel fark birincilerin ekonomi ve dolasıyla siyasette merkeziyetçi, ikincilerin ise ekonomide ve dolasıyla siyasette adem-i merkeziyetçi refleks ve geleneklere sahip olmaları.
Doğu toplumlarının söz konusu merkeziyetçi ekonomik ve siyasi geleneği ve yapılanması tüm yaratılan değerlerin siyasi merkezde toplanması sonucunu üretiyor, söz konusu siyasi merkez, merkez olma özelliğini yitirdiği andan itibaren de ani bir çöküş yaşıyor zira zenginliğin, üretimin aktığı, toplandığı, temerküz ettiği yer değişmiş oluyor.
Orhan Bey döneminde merkez olan Bursa’nın Osmanlı’nın Balkan vokasyonu nedeni ile merkez olma konumunu Edirne’ye bırakmasının hemen sonrası Bursa büyük bir çöküş yaşıyor ev 15. yüzyıldaki nüfus düzeyini dahi ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında sanayileşme hareketi sonrası yakalayabiliyor.
Edirne de payitaht olma özelliğini yitirdikten sonra Bursa’nın kaderini paylaşıyor.
Bir zamanların çok önemli merkezlerinden, Selçuklu’nun çok önemli merkezleri Konya ve Sivas’ın bugünden bakıldığında bir zamanların anlı şanlı imparatorluklarının başkenti olduğunu anlamak için herhalde çok sayıda tarihçinin tanıklığına ihtiyaç var.
Bir tek İstanbul başkent statüsünü yitirdikten sonra bu kaderi paylaşmıyor çünkü bu süreç yirminci yüzyılda yani artık kapitalizmin konsolide olduğu bir dönemde yaşanıyor ve İstanbul her daim bir bölgesel finans ve kültür merkezi olma özelliğini koruyor.
Bugün Ankara bir nedenden başkent olma niteliğini yitirse, on sene sonra bu şehirden geriye ne kalır, takdirlerinize bırakıyorum.
Böylece doğu toplumlarında merkez dışında parlayan, ışıldayan kentler görmek pek mümkün olmuyor zira zenginlik sadece ve sadece merkezde toplanıyor, merkez olma özelliğini yitiren şehirler ise çok hızlı çöküşler yaşıyorlar.
Mısır’da sedece Kahire, 19. yüzyıl Osmanlı’sında sadece İstanbul var.
Batı toplumlarında ise mesela İtalya coğrafyasında iktisadi merkez sayısı çok fazla, bu coğrafyalarda zenginlik, toplumsal artık tek merkezde toplanmıyor.
İktisadi gücün adem-i merkeziyetçi dağılımı da güç dengesi kavramını ve demokrasiyi, yerel yönetim geleneğini ortaya çıkarıyor.
Venedik, Verona gibi şehir devletleri (bizde böyle bir gelenek hiç olmadı) çevrelerinin zenginliğini topluyor ve merkeze hiç mertebesinde kaynak aktarıyorlar.
Merkez denen de zaten eşitler arası birinci (prima inter pares) konumunda.
Bizde ise padişaha “eşitler arasında birinci” diyenin kellesinin akıbeti belli.
Bu yazıda iktisat ve siyasete girmek istemiyordum, ne kadar başarılı olduğumu takdirlerinize sunuyorum.
Yayın Tarihi :
17 Ocak 2007 Çarşamba 15:23:00