Türkiye’deki TV haber programları geleneksel TRT üslubundan, “reality show”lara dek uzanan bir anlayış aralığı içerisinden yayınlanıyor.
Bildiğimiz, çok iyi hatırladığımız gibi TRT’nin artık kendisinin de yavaş yavaş arkada bıraktığı bir protokol haberciliği geleneği var idi ve bu nedenden “rating” sıkıntısı çok büyük boyutlara ulaşmış idi; Haberlerin, eski tabir ile ajansların “Başbakan Süleyman Demirel Genelkurmay Başkanı ile haftalık OLAĞAN görüşmesini yaptı” biçiminde başlamasının ne tür haber değeri var idi anlamakta çok zorlanır idim.
TV kanallarının çoğalması, rekabet yani “rating” kaygısı haber kuşaklarından bu “olağan görüşme” haberlerini!!! dışlattırdı ama yerine bu kez bir tür “reality show” haberleri aldı ve bu tür haberler özellikle aydın kesimimiz tarafından büyük eleştirilere konu oldu.
Ben, kendi adıma konuşur isem, bu “reality show” haberlerinin haber değerinin asık suratlı habercilik anlayışının haber değeri verdiği yayınlara oranla daha önemli olduğunu düşünüyorum, zira birazdan da vereceğim örnek gibi, içinde yaşadığımız toplumu çok daha iyi yansıttığına inanıyorum.
Aydınların bu “rating” düşmanlığını da anlamakta zorlandığımı itiraf edeyim zira “rating” denen kavram özünde son derece demokratik ve objektif bir kavram, yurttaşlarımızın bir yayın anlayışını değerlendirmede kullandıkları en etkin araç.
“Rating” dışında bir yayının kalitesinin ölçülebileceği objektif başka ne olabilir emin değilim; ehemmiyeti ve uzmanlığı kendilerinden menkul bir grup sözde aydının değer ölçüleri yerine geniş kesimlerin tercihleri her zaman daha önemli.
Üstelik ben her zaman hem yazılı hem de görüntülü basında hem niteliğin hem de “rating”in birlikte varolabileceğine hep inandım, inanmayı da sürdürüyorum.
Gelelim bugünkü konumuza; dün akşam (8 Eylül 2006, Cuma) Show TV haberlerine bakar iken gördüklerim ülkemiz üzerine sayısız doktora tezlerine konu olabilecek bir konu idi.
Bugünkü gazetelerden öğrendiğime göre olay Antalya’nın bir meslek lisesinde yaklaşık bir sene önce geçmiş ama mağdur öğrencinin kamera görüntülerini bugün elde etmesi nedeni ile basına ancak yansamış.
Olay söz konusu lisenin bahçesinde bir kız diğeri erkek iki öğrencinin el ele tutuşmasının bir işgüzar öğretmen tarafından görülüp çocukların Müdire Hanımın odasına celpleri ve uğradıkları insanlık dışı muamele ile ilgili.
Olayın detayları çok önemli ama kanımca en önemli konu iki gencin okul bahçesinde el ele tutuşmasının kamu görevlileri, aileler tarafından bu kadar korkunç algılanması; şayet aynı gençler saç saça, baş başa kavga etseler, bir şiddet eylemi içerisinde olsalar mesele asla bu kadar büyütülmez, kapanır gider idi.
Bu küçük ama çok önemli olay da gösteriyor ki bizim necip milletimizin büyük bölümü sevgiye, insani sıcaklığa ilişkin konulara hele aşka ilişkin konulara şiddete oranla çok daha uzak.
8 Eylül gecesi Show TV haber kuşağında güvenlik kamerası kayıtlarına yansıyan görüntülerde insanın tüylerini diken diken eden konuşmalar ve olaylar var; bir kamu görevlisi, üstelik bir eğitimci!!!! iki gencin okul bahçesinde el ele tutuşması üzerine gençlerden erkek olana kızın yanında aynen şöyle diyor: “yahu kızı al istersen otel odasına götür, istersen evine at ama bu iş okul bahçesinde olmaz”.
Sözde eğitimcinin “bu iş” dediği şey ise çocukların okul bahçesinde ele ele tutuşması.
Yanılmıyor isem Müdire Hanımın ise bu işin ancak çocukların evlenerek temizleyebileceklerine ilişkin çok özlü bir düşüncesi ve ifadesi de görüntülerde yer alıyor.
Benim en çok merak ettiğim bizim eğitim sistemimizin bu inanılmaz eğitimcileri yetiştirebilmek için nasıl bir zihniyet yapılanması içinde olduğu; kimse de bana bu zihniyetin yeni yani AKP döneminde oluştuğunu da söylemesin.
Müdüriyet odasına çağırılan kız babası ise namusunu temizleyebilmek için erkek öğrenciyi o sözde eğitimcilerin yanında bir güzel dövüyor ve bu menfur (nefret uyandıran) okul bahçesindeki eylemin ilk cezası delikanlıya yazılıyor.
Kız babasının yaptığı ikinci önemli eylem ise kızını hemen okuldan alarak öğrenci kızın erkekler ile el ele tutuşarak kötü yola düşmesini önlemek; olan olmuş ama zararın neresinden dönülür ise kardır diye düşünüyor kız babası.
Ele ele tutuşma üstelik bu menfur eylemin bir okul bahçesinde gerçekleştirilmesi bizim aslan polisimizi de hemen teyakkuza geçiriyor ve olay yerine yetişen iki polis memuru da biraz önce kızın babasından dayak yiyen öğrenciyi Müdire Hanımın odasında bir kez daha bir kez daha hırpalıyorlar, hem de ne hırpalama.
Kız babasından ve polisten bu menfur eylem nedeni ile dayak yeme delikanlı için yeterli bir ceza oluşturmadığı için Müdire Hanım da çocuğa üç gün okuldan uzaklaştırma cezası veriyor.
Meselenin galiba tek olumlu yanı Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü’nün konuyla ilgili soruşturma açmış olması ama sonuç ne çıkar doğal olarak bilinmez.
Antalyalı ailelerin bundan sonra el ele tutuşma menfur eylemini fuhuş gibi algılayan ve “otel odasına götüremedin mi?” diye erkek öğrenciye soru yönelten sözde eğitimciye bundan sonra çocuklarını teslim edip etmeyeceklerini doğrusu merak ediyorum; ama burası Türkiye, ederlerse de buna çok şaşmayacağımı söyleyebilirim.
Benim aklıma takılan temel konu ise şu: Bizim toplum bu kadar vahşiliği, hoyratlığı, hoşgörüsüzlüğü yeni mi ediniyor yoksa hep böyle mi idi de biz “Necip Türk milleti” söylemleri içinde büyüdüğümüz için mi farkedemedik doğrusu çok emin değilim.
Olaya daha serinkanlı bakabilirseniz aslında bir toplumun tüm sıkıntılarını yansıtıyor. Bu toplumun cinselliğe nasıl baktığı, ailelerin kız çocuklarına nasıl bir gelecek düşledikleri, eğitim sistemimiz ve eğitimcilerin kalitesi, kamu hizmeti görenlerin anlayış ve niteliği tekmili birden herşey burada, bu basit gibi duran olayda saklı hatta niye saklı olsun gayet aleni.
Gelelim tekrar TV yayıncılık anlayışına; acaba bu tür olaylarda mı daha çok haber niteliği var yoksa mesela Sayın Baykal’ın, Sayın Büyükanıt’ın hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın demeç ve açıklamalarında mı? Yoksa Başbakanın Genelkurmay Başkanı ile haftalık olağan görüşmesinin birinci haber olarak verilmesinde mi?
Yayın Tarihi :
11 Eylül 2006 Pazartesi 14:38:31