Normalleşme konusu çok uzun süredir üzerinde durduğum bir konu. Muradıma denk düşen başka bir kelime bulmakta zorlandığım için normalleşme kavramı üzerinde israr ile duruyorum. Temel derdimiz ülkemiz Türkiye’nin daha normal bir ülke haline gelmesi; normal kelimesi bildiğiniz gibi norm yani genel kabul görmüş ölçü anlamına kullanılan bir kelime.
Konuyu tersinden ele almak şart değil yani şayet birileri Türkiye’nin normalleşmesini talep ediyor ise bu durum mutlaka Türkiye’nin bugün anormal bir ülke olduğu anlamına gelmemeli. Eğer illaki “anormal” yani norm dışı gibi bir tanım yapılacak ise bu da çok yadırganmamalı zira bu tanım olsa olsa kamusal alanda kimi kurum ve düzenlemelerin çağdaş nıormların dışında oluştuğu anlamına anlaşılmalı ve bu konunun yani kamusal alanda kimi kurum ve düzenlemelerin çağdaş çizgilerin dışında oluşu üzerinde düşunulmeli, tartışılmalı.
Burada farkedeceğiniz gibi israrla kamusal alan kavramını ön plana çıkarmak istiyorum zira çağdaş normlarda çağdaş dünya ile aynı çizgiye gelmek, kamuyu ilgilendiren kurum ve düzenlemelerin çağdaş (isterseniz AB de diyebilirsiniz) dünya ile buluşması kamusal alanın yani toplumun bütününü ilgilendiren konu ve alanların bir gereği; yurttaşların özel alanlarında çağdaş normlar ile butünleşmek gibi bir mecburiyeti doğal olarak olamaz ve demokratik bir ülkede olmamalı.
Diğer bir ifade ile bazı alanlarda çok da keyifli hale gelebilen alaturkalık yani Türk gibi olma özgürlüğü özel alanın bir lüksü; insanların Türk gibi giyinme, Türk musikisi dinleme, Türk mutfağına göre beslenme, ailesi ile Türk gibi ilişki kurma (karısını, çocuklarını dövme dışında) vs. istekleri ve alışkanlıkları çok doğal, güzel ama özel alanın keyifleri.
Kamusal alana çıkıldığında hukuk, ekonomi evrensel kurallarını daaytıyor ve yine kanımca da doğru olan da bu. Türkiye ise çok uzun seneler bu çerçevenin tam tersini düşünmüş, kurgulamış bir ülke; özel yaşamda evrensellik (isterseniz batıcılık) ama kamusal alanda alaturka kurumlar (hukukta, ekoonmide, siyasette) egemen olmuş. İçinde bulunduğumuz küreselleşme ve demokratikleşme süreci ister istemez bu durumu tersine çevirecek, yurttaşlarımız özel alanlarında kendi kültürlerine daha yakın yaşayabilecek ama kamusal alanda yani hukuk, siyaset ve ekonomide evrensel (isterseniz AB diyebilirsiniz) kurallar egemen olacak.
İçinde bulunduğumuz haftada kamusal alanda evrenselleşme çabalarının aldığı mesafenin hala çok güdük kaldığına ilişkin çok önemli bir gelişme yaşandı ve bendeniz de bu yazıda sizlere, sadece bir örnek olarak, bu olayı özet olarak aktarmak istiyorum.
Bilindiği gibi 2003 tarihinde çıkan bir yasa sonrası yabancıların yani yabancı gerçek kişiler ile yine yabancı ticeret şirketlerinin Türkiye’de taşınmaz alımları kolaylaştı ve hemen sonrasında da gerçekten alımlar başladı, 2005 senesinde de yabancıların taşınmaz alımları 2 milyar euroya yaklaştı.
Bendeniz bu durumu ülkemiz için hayırlı bir süreç olarak görüyorum, umarım ileride bu büyüklük beş milyar doları aşar, İtalya’ya senede taşınmazların yabancılar tarafından edinilmesi karşılığında giren para yedi milyar euruyu aşıyor; netivede bu taşınmazları mesela araziyi satın alanlar ceplerine koyup götüremeyecekler, bu alanlar üzerinde anayasamıza aykırı bir faaliyet içine girerler ise söz konusu taşınmazların kamulaştırılması işten bile değil.
Ancak, benim tartışmak istediğim konu bu değil zira bu benim meseleye kişisel bakışım, başkalarının başka türlü bakma hakkına da saygı duymak zorundayım.Bu taşınmaz alımları üstelik sadece yabancıların taşınmaz alımları konusunda Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ismi “YABANCI UYRUKLU GERÇEK KİŞİLER İLE YABANCI ÜLKELERDE KURULU TÜZEL KİŞİLİĞE SAHİP TİCARET ŞİRKETLERİNİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ SINIRLARI İÇERİSİNDE TAŞINMAZ EDİNMELERİ UYGULAMALARINA İLİŞKİN İNCELEME RAPORU” olan bir Rapor yayınlıyor; buraya kadar hiçbir sorun yok zira Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu sorunlu gördüğü bir alanda denetleme yapmak için kurulmuş bir Kurul.
Ancak, Rapor’u okumaya başladığınız zaman (ben Rapor’u taşınmaz satışları ile ilintili sağlıklı veri bulmak için karıştırdım) isminde Cumhurbaşkanlığı Yüce katının isminin geçtiği bir Rapor için çok yadırgatıcı bir bölüm ile karşılaştım.Başlığından da anlaşılacağı gibi sadece yabancıların ülkemizde taşınmaz edinimlerine ilişkin bir Rapor’da Cemaat Vakıfları başlıklı bir bölüm mevcut ve inceleme kapsamına alınan vakıflar Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Rum, Ermeni, Süryani, Keldani, Musevi vs. vakıfları. Anlaşılan Rapor’un kaleme alınmasına egemen olan zihniyete göre Müslüman olmayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları birer yabancı; zaten 1970 tarihli bir Yargıtay kararında da azınlıkların yabancı olarak tanımlandığını hatırlıyoruz.
Söz konusu Rapor ya da çalışmayı sıradan bir kişi ya da kuruluş kaleme alsa idi, üzerinde bile durmaaycağım bu konunun isminde Cumhurbaşkanlığı yüce makamının ismini taşıyan bir Kurul var ise meselenin vahametinin artttığını düşünüyorum.
Söz konusu Cemaat Vakıfları yani Rum, Ermeni vs vakıfları birer kamu tüzel kişisi ve mütevelli heyetleri tümü ile Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından oluşuyor.
Anayasamızın 66. maddesinin “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” amir hükmünün yüce makamların ismini taşıyan kurullar tarafından by-pass edilebilmesi en hafif deyimi ile çok düşündürücü.Üniversite öğrencilerinin, milletvekili eşlerinin türbanlarının üniversite ya da Çankaya’da kullanımını laiklik ilkesine aykırı göreceksiniz sonra da Müslüman olmayan yurttaşlarımızı yabancı kategorisinde değerlendireceksiniz, doğrusu çok ilginç bir laiklik yorumu. İşte tam da bu noktada yazının başına yani kamusal alanda evrensel düzenlemeler zorunluğu konusuna geri dönüyorum; laiklik, yurttaşlık gibi konular artık mutlaka çağdaş standartlar içinde değerlendirilecek, bunun aksi çok sevimsiz.
Ama akşam yemeğinizi isterseniz yer sofrasında yerseniz, isterseniz mum ışığında smokin giyerek; önemli olan hukukta yani laiklik ve yurttaşlık gibi konularda çağdaş standartların dışına çıkmamak. Sayın Cumhurbaşkanımızın bilgisi dışında oluştuğunu düşünmek istediğim bu vahim yanlışın yine Sayın Sezer tarafından düzeltileceğine ilişkin inancımı koruyorum.
Yayın Tarihi :
3 Ağustos 2006 Perşembe 11:04:04