19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Temel Milli Dava Ab Üyeliğidir

Türkiyede AB üyeliğine bağlı reformlar dizisi yasalara geçeri ken söz konusu reform silsilesine karşı çıkanların kullandığı en temel şiar “milli dava” şiarı idi ve bu şiar reform sürecinin engellenmesi için sihirli bir sözcükmüşcesine kullanıldı, kısmen başarılı, kısmen başarısız oldu.
Bugün de yine kısmen AB üyeliğine kısmen de ülkemizin geleceğine ilişki (her ikisi de kanımca aynı kapıya çıkıyor) bir dizi yapısal, hukuki reform söz konusu ama bu kez maalesef siyasal iktidarın da paylaştığı bir çekingenlik, bir isteksizlik, bir muhalefet yaygınlaşmış durumda ve bu belki de önümüzdeki seçim dönemine endeksli tutum ülkemizin çok ihtiyaç duyduğu, duyacağı reform sürecini aksatıyor, geciktiriyor, engelliyor.
AB hedefine doğru önümüzde çeşitli engellerin olduğu doğru ama bu süreç her ülkenin yaşadığı bir zorluk süreci ve bize özel değil, bunu iyi bilelim
Bize özgü sorunların başında Kıbrıs sorunu, Terörle Mücadele Yasası, genel demokratikleşme sorunları var ama bu sorunların bir bölümü AB sürecini engellemek isteyenlen tarafından “milli meseledir” müdahalesi ile sürüncemede bırakılıyor.
Kıbrıs gibi sorunların hassasiyet derecesini anlamaya gayret ediyorum ama itiraf edeyim bu meselelerin milli çıkar şiarı altında AB üyelik perspektifinin önüne geçirilmesini anlamkat zorluk çekiyorum.
Yazının başlığında da belirttiğim gibi kanımca Türkiye’nin bir tane temel milli meselesi vardır, o da AB tam üyeliğinin gerçekleşmesidir, gerisi boş laftır, açıklamaya çalışacağım.

AB üyelik süreci hakkında bugüne dek çok şey yazıldı, çizildi; sürecin arkasında olyanlar lehinde argümanlarını ifade ettiler, sürece karşı olanlar da kendi gerekçelerini sergilediler.
Bendeniz de bu süreçte çok net bir biçimde AB tam üyeliğinden yana olanların safında yer aldım ve bu tumumu da çeşitli biçimlerde, çeşitli vesiler ile açıklamaya çalıştım.
Bu tartışmaları yapar iken gerçekleştirmemezi gereken ilk konu tanımları iyi yapabilmek.
Bu doğrultuda bendeniz de AB meselesini AB yetkili organlarının kendilerini tanımladıkları gibi tanımlamak istedim ve bu tanımın çok doğru ve tarih ile kanıtlanmış bir tanım olduğunu gördüm.
AB yetkili organları kendilerini üç yaklı bir masaya benzetiyorlar; bildiğiniz gibi üç ayaklı masalar zemin nasıl olur ise olsun dengede duran masalardır zira geometri bilgimiz bize üç noktanın (ayağın) bir düzlem belirlediğini öğretiyor.
AB’nin kalıcı dengeyi sağlayan üç ayağı da “zenginlik, özgürlük ve güvenlik” olarak tanımlanmış yani AB kendini bu üç kavram ile ifade ediyor.
Bu üçlü denge önemli zira masa benzetmesinde olduğu gibi üç ayak dengeyi sürdürülebilr kılıyor ama ayaklardan biri aksar ise denge kalmıyor.
Diğer bir anlatım ile her üç ayak arasında belirli bir hiyerarşik ilişki yok ve her üçünden biri aksar ise diğer ikisi de ciddi tehlikeye giriyor.
Güvenliği ön plana çıkararak özgürlük ve zenginlik kavramlarını ikinci plana atmak ya da tersi yani özgürlüğü ön plana çıkararak güvenlik ve zenginliği önemsememek çok akıllı gibi duran tavırlar değil.
AB, çok ihtiyatlı ve israrcı bir biçimde bu üç kavramı beraber götürüyor ve yakın tarihin de gösterdiği gibi bu alanda başarıya ulaşıyor.
AB, kuruluş aşamalarından bugüne, kendi içinde barışı ve güvenliği sağlamış, yurttaşlarının zenginliğini inanılmaz artırmış, özgürlük konusunu da dünya şampiyonluğuna taşımış bir örgüt ve çok başarılı.
Türkiye’nin AB perspektifi de bu üçlü dengeyi kurmaya yönelik yani ülkesini daha güvenli kılar iken, vatandaşını da daha zengin ve özgür kılmak AB hedefinin özü.
Mevcut durumda ise ülkemiz kişi başına beşbin doların altına düşen kişibaşına geliri ile AB ortalamasının dörtte birinde, özgürlük konusunda hala temel sıkıntılarını aşamamış, ve hala güvenlik riskleri büyük bir ülke.
AB perspektifi şayet ülkemizi daha güvenli (toprak bütünlüğü dahil olmak üzere), daha zengin (AB ortalamasının yarısını en kısa zamanda yakalamak) ve daha özgür (AİHM’inde daha az dava) kılacak ise bu hedeften daha büyük bir milli dava düşünmek olası değil.
Milli dava demek yurttaşlarının tümünü daha üst bir yaşam kalitesine taşıyacak dava demektir ve bu hedefe yönelik AB üyeliğinden başka bir perspektif görünmemektedir.
Ülkemizin temel stratejik hedefi AB üyeliğidir, Kıbrıs gibi konular bu hedefe yönelik taktik elemanlardır; AB tam üyeliği için Kıbrıs meselesinden nasıl yararlanabiliriz demek başka şeydir, Kıbrıs için AB’den vazgeçelim demek başka şey.

Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlayacağımız 2023 senesinde, yani bugünden tam 17 sene sonra bu bayramı daha mutlu kutlamak isteyenler bebek ölümleri meselesini, kadın istihdam meselesini, kişi başına gelir konusunu vs. nasıl çözeceklerini düşünmek, AB karşıtları da bu hedeflere AB odışında nasıl erişilebileceğini göstermek durumundalar.
Laiklik ve toprak bütünlüğü tartışmalarının geride kalması ülkemizin AB tam üyeliğine bağlı.
Yayın Tarihi : 12 Temmuz 2006 Çarşamba 16:50:05


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?