Temmuz ayının en sıcak günlerinde futbol oynayabilmek, hele resmi maç yapabilmek her babayiğidin harcı değildir. Ancak yalnız bizim değil UEFA’nın da programı çok yüklü, böyle olunca da futbolculara en çok on veya on beş gün tatil yapabilme hakkı tanınıyor. Yeryüzünde pek az kişiye nasip olabilecek paralar kazanıyorlar, artık böyle külfete de katlansınlar derseniz, benim de söyleyecek sözüm olmaz. Birde sağlık açısından bu olaylara bakmak lazım diye düşünürüm; bir insan vücudu astronomik para karşılığı da olsa böylesine yükü kaldırabilir mi?
Yıllar öncesini, benim gençlik ve biraz da futbol oynadığım günleri düşünüyorum. O yıllarda UEFA falan yoktu, her dört yılda bir Jules Rimet Kupası adı altında bugünkü Dünya Kupası niteliğinde şampiyona yapılırda. Hepsi o kadar…Bunlardan birisine Türkiye’de Suriye’yi 7-0 yenmesinden sonra Brezilya’da yapılacak olan şampiyonaya gidebilme hakkını da elde etmişti ama parasızlıktan gidememişti!..
Türkiye’deki bölgesel ligler ve o zamanki adıyla Milli Küme maçları bittikten sonra futbolcular ağustosun son haftasına kadar uzun bir tatil dönemine girer, denizle haşır neşir olur, sezonun yorgunluğunu çıkarırlardı. Bir ay tanınan transfer sürecinde de takım değiştirenler olurdu. Yaz aylarında da sporseverler atletizm, yelken ve su sporları ile ilgilenirlerdi…
Hepsi o kadar…
Yazın en sıcak günlerinde spor sayfalarına bakıyor, televizyonların spor programlarına izliyorum; sanki futbol sezonu kapanmamış… Basının işi gücü yüklü paralarla transfer olan veya olacak futbolcularla ilgili haberlerle dolu. Yalnız Türkiye’nin değil dünyanın transfer dedikoduları veya olayları bile sanki bizimle ilgili!..
Kim kimi almış kim kime şu kadar para teklif etmiş…Meşhur sözdür zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış!.. Bu arada sıcak akşamlarda yurtdışından getirilen bir futbolcuya hava alanlarında görkemli törenler düzenleniyor, gösterişli imza törenleri yapılıyor… Şaşmamak elde değil… Herhalde bu insanların tuzları kuru cepleri para dolu olmalı…
Bu arada UEFA’nın kuraları çekildi Sivas Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Belçika’nın Anderlecht ile Fenerbahçe’de Macaristan’ın Honved takımlarıyla eşleşti. Hazırlık maçlarında başarısız sonuçlar alan Sivas’ın yöneticileri her ne kadar iyimser konuşuyorlarsa da turu geçmeleri bence çok zordur. İnşallah yanılırım. Fenerbahçe’nin işinin çok daha kolay olacağını sanıyorum.
Geçtiğimiz hafta Galatasaray, Kazakistan ekibi Topol karşısında rakibi küçümsemesinden ve eksik takımı sahaya sürmesinden ötürü az kaldı turu zora sokacaktı. Bu kez Ali Sami Yen’de iyi bir futbol ortaya koyamamasına rağmen, yinede aldığı 2-0 sonuçla İsrail’in Netanya ile oynamaya hak kazandı. Rıjkaard’ın da belirttiği gibi Galatasaray iyi oynamadı ama kazanmasını bildi. 3.5 milyon Euro’luk Kazak takımı, rakibi karşısında 64 dakika dayandı. Bundan sonra da Mustafa Sarp’ın Galatasaray formasıyla attığı ilk golden sonra Servet’in kafasıyla sonuca gitmeyi başardı. Galatasaray’ı kötü futbolundan ötürü kimse suçlamamalıdır. Erken açılan sezon, yeni teknik direktör ve form tutamayan futbolculardan da başka bir şey beklemek yanlış olurdu. Nitekim Rıjkaard bu kez eldeki futbolculara göre en iyi takımı sahaya sürmüştü. Galatasaray hücuma yönelik top açmalarda sıkıntılar yaşıyor, orta alan istenilen düzeyde değil, savunmada Gökhan Zan’ın henüz takıma uyum sağlayamadığı da açıkça görülüyor. Savunmada Emre Aşık veya Emre Güngör’den de yararlanılması gerekiyor.
Buna rağmen Galatasaray’ın form tuttuğu ve as oyuncularının da katkısıyla önümüzdeki günlerde çok daha başarılı olacağını sanıyorum.
erdemyucel2002@hotmail.com