Temmuzun son günlerinde havaların yanı sıra futbolda da sıcak günler yaşıyoruz. Futbolun yanı sıra Barcelona’da yapılan Avrupa Atletizm Şampiyonasında Etiyopya kökenli, Türk vatandaşı atletimiz Elvan Abeylegesse, 10 bin metrede Süreyya Ayhan’dan sonra 2.Avrupa Şampiyonluğunu Türkiye’ye kazandırdı. Futbolun, basketbolun yanı sıra çok az ilgiyi çeken, bizde seyircisi hemen hemen hiç olmayan atletizmdeki altın madalyanın kazanılması sevinilecek bir olaydır. Gönül isterdi ki, sporların ana teması olan atletizme çok daha fazla ilgi gösterilsin ve uluslararası yarışmalarda Türkiye’nin yetiştirdiği atletlerimiz kendilerinden söz ettirsin… Kısıtlı imkânlarla atletizmde başarı kazanan atletlerimizden Süreyya Kop 2002 de 1500 metrede Olimpiyat Şampiyonu Gabriela’yı geçerek altına uzanmıştı. Sonradan Süreyya’ya ne kadar yardımcı olduk? Onun atletizmden uzaklaşmasına neler, kimler engel oldu? Sonrada oturup bu spor dalında neden geriyiz diye düşünüp duruyoruz…
Atletizmden futbola döndüğümüzde Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın ilk tur elemelerinde rakipleri ile berabere kaldıklarını ve rövanşta umutlu olduklarını görüyoruz. Ancak oynanan ilk tur maçlarına baktığımızda üç takımımızın da iyi bir futbol ortaya koyamadıklarını ve şansın yardımı veya rakiplerin gol atmadaki beceriksizliğinden ötürü yenilmediklerini görüyoruz.
Devler Ligi vizesi almak için oynayan Fenerbahçe İsviçre’nin Young Boys takımı karşısında farklı yenilmekten, böylesine şans olur mu dedirtircesine 2–2 berabere kaldı. Oysa küçümsenen Young Boys maç boyunca çok sayıda pozisyona girdi ve bunlardan yararlanabilseydi Fenerbahçe’yi Avrupa kupalarında tarihi bir hezimete uğratabilirdi. Bu maçta kolay kolay futbolda görülemeyecek mucizeler yaşandı Young Boys’un maç boyunca kaleye yönelttiği 38 şuttan yalnızca biri penaltıdan olmak üzere iki gol atabildi. Buna karşılık Emre ve yeni transfer Stoch’un gollerini bir kenara bırakacak olursak Fenerbahçe rakip kaleye maç boyunca yalnızca dört şut atabildi. Fenerbahçe bu maçta hezimete uğramadıysa her şeyden önce bunu kalesinde devleşen Volkan Demirel’e borçludur.
Young Boys ismi gibi genç, diri bir takım, savunmayı değil hücumu düşünüyor, ileriye atılan her topa büyük bir süratle yetişiyorlar. Tek eksikleri son vuruşu yapamamaları… Fenerbahçe orta alanda büyük boşluklar verince rakibin işi çok kolaylaştı. Bu arada Fenerbahçe’nin eksik olduğu, yeni oyunculardan, Dünya kupasında izlediğimiz Stoch’un iyi bir seçim olduğu da gözden kaçmadı. Gökhan Gönül ve Lugano’nun olmayışı savunmayı büyük zaafa düşürdü, her an falso yapması beklenen Bilica ise takımı kurtaran isim olarak şaşkınlık yarattı. Bu arada Önder’in eliyle topa müdahalesi kurallara göre penaltıydı, hakem nedense bu pozisyonu görmedi veya görmek istemedi… Kazım’ın kırmızı kart görmesi tam bir umursamazlık ve takımı sabote etmekti. Ayrıca Emre’nin oyundan çıkarken Aykut Kocaman’a davranışı da hiç de hoş değildi.
Avrupa Ligi 3.ön elemesinin ilk maçında Beşiktaş’ın deplasmanda Çek takımı V.Plzen ile 1–1 berabere kalırken bir gün öncesi Fenerbahçe maçında olduğu gibi maçın kahramanı kaleci Hakan Arıkan idi. Beşiktaş deplasmandan bir puanla dönerek her şeyi İnönü Stadına bıraktıysa bunda en büyük pay Hakan’ındır. Maçın ilk yarısı adeta Fenerbahçe-Young Boys maçının bir tekrarı gibiydi. Maçın başından sonuna kadar hızlı adamlarıyla Beşiktaş savunmasında çok kolay derinlikler bulan V.Plezen bu maçı berabere bitirdiyse bunda en büyük pay Beşiktaş’ın çok kötü oyunuydu. Quaresma, Nihat ve Delgado’nun geriye yardım etmeyişleri savunmayı çok zor durumlara düşürmüş ve bu durumdan da rakip kolayca yararlanmayı bildi. Schuster yerinde bir davranışla Nihat’ın yerine Necip’i alarak orta alanda yalnızları oynayan Ernst’i biraz olsun rahatlattı. İkinci yarıda Beşiktaş birazda sistemin değişmesiyle daha da etkili olduysa da golü bulamadı. Hılbert ve Nobre oynadıkları sürece aksadılar ilerleyen günlerde formlarını bulamazlarsa takımda yer almaları çok güç görüyor.
Galatasaray ise Ali Sami Yen’de OFK Belgrad karşısında 2–0 öne geçtiyse de bu avantajını kullanamadı ve 2–2 berabere kalarak turu zora soktu. Galatasaray da geçen sezona göre değişen pek bir şey yoktu, yine bütün yük Arda’nın sırtına binmişti. Yeni transfer Serdar Özkan ve Pino’nun bu oyunlarıyla takımda yer almaları çok güç görünüyor. Bir şutu direkten dönen bir diğeri de çizgiden çıkarılan Mehmet Battal önümüzdeki maçlarda takımdaki yerini sağlamlaştıracağa benziyor. Milon Baros’un yokluğunda onun yerini dolduracak nitelikte bir oyuncu olduğunu gösterdi. Yeniden takıma giren Servet ise eski savruk görüntüsünü bu kez de yineledi, beklenmedik çalımlar yedi.Tribünlerdekilerin saçını başına yoldurdu!..
Ağustos’un ilk haftasında yapılacak rövanşlarda berabere kalan üç takımımızda umutlu görünüyor. Oysa işleri hiç de kolay değil… Özellikle Galatasaray’ın deplasman maçı zorunda zoru… Kura çekiminden sonra kolay denilen rakipler enikonu dişli çıktılar…
erdemyucel2002@hotmail.com