Antalyaspor ve Bursaspor’un ardından Süper Lige yükselecek üçüncü takımı belirleyecek play off mücadelesinin galibi geçtiğimiz yıl ikinci lige düşen Sakaryaspor oldu. Play off mücadelesinde ortaya konan futbol süper ligdekilerden hiç de aşağı olmadığı gibi kalite ve futbol açısından onlardan çok daha üst düzeyde idi.
Altay-Orduspor maçı dışında, İstanbulspor-Sakaryaspor ve Sakaryaspor-Altay maçlarını izleme olanağını buldum. Altay-Orduspor maçını seyretmediğimden bu maç ile ilgili pek fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Ertesi günü basından izlediğim kadarıyla maçı 1–0 kazanan Altay final için ümitlenmişti. Ancak Metin ve Yasin gibi iki as oyuncusunun kırmızı kart görmesi affedilir gibi değildi. Muhtemel bir final öncesi takımını yalnız bırakacağı bile düşünmeyen futbolcular bence tam bir sorumsuzluk örneğini ortaya koymuşlardır. Nitekim finalde Altay bunun acısını fazlasıyla çekti. Aynı şekilde Orduspor’da Şenol ve Selçuk’un da takımlarını eksik bırakmaya hakları yoktu. Sonuçta her iki takımda dokuzar kişi maçı tamamladı. Bu maçtan sonra Orduspor taraftarlarından sitemize gönderilen yorumlar oldukça ilginçti. Ordulular finale kalamadıklarına üzülmüşlerdi ama takımlarını her zaman destekleyeceklerini belirtiyor, umutlarını gelecek yıla taşıyorlardı. Yazılar tam bir sportmenlik örneğini gösteriyordu. Bu arada kırmızı kart görerek takımlarını eksik bırakan futbolcularına da kızgınlıklarını dile getiriyorlardı.
Finale çıkacak ve Altay’a rakip olacak diğer takımı belirleyecek olan İstanbulspor ile Sakaryaspor bir bakıma kader maçı oynadılar. Birlikte küme düşen iki takımdan yalnızca biri, bu maç sonunda umudunu sürdürecekti.
İstanbulspor-Sakarya maçını izleyenler tam bir futbol mücadelesi ve heyecanını yaşadılar. Sakaryalılar takımlarını yalnız bırakmamış 19 Mayıs Stadının kendilerine ayrılan bölümünü doldurmuş, takımlarına güç vermek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Diğer tarafta ise İstanbulspor’un taraftarı hemen hemen hiç yoktu. İstanbulspor, geçtiğimiz yıllarda da bunun eksikliğini yaşamıştı. Bayrampaşa stadında oynadığı maçlarda ise çevredekilere bol bol dağıttığı bedava biletlerle seyirci toplamaya çalışmıştı. Oysa eski ismiyle İstanbul Erkek Lisesi İstanbulspor’un arkasında olmalıydı. Seyirci desteği olmamasına rağmen İstanbulspor maça çok hızlı başladı, akın üzerine akın tazeledi ve gollük fırsatları da çokça yakaladı. Sakarya kalecisi Recep bu anlarda takımını tek başına kurtardı. İstanbulspor nasıl olsa golü bulurum güvencesi ile oyununu sürdürdü. Mehmet Yıldız 14. dakikada kafa ile beklenen golü atmakta gecikmedi. Bu gol maçın kader anı idi. Hakem Bülent Demirlek bu golü vermedi. Mehmet Yıldız’ın eli ile rakibini ittiğini işaret etti. Oysa ortada ne faul ve ne de elle itme vardı. Kısacası Bülent Demirlek bu kararı ile bir takımın kaderi ile oynadı. Bu golün faulle uzaktan yakından alakası yoktu. Her hafta oynanan maçları tartışan olur olmaz konular üzerinde durarak adeta birbirlerini laf yetiştirmeye çalışan spor eleştirmenleri bu vahim yanlışın üzerinde durmadılar. Acaba ne konuşacaklar diye o akşamı ve ertesi günü bekledim hiç birisinde tıs yoktu. Futbol adına gerçekten üzüldüm. Yine bir hakem, göz göre bir takımın kaderi ile oynamıştı. Bunun da nedeni İstanbulspor’un arkasında seyircisi, siyasetçisi olmadığı gibi spor basınının da olmamasından kaynaklanıyordu.
Maç sonrası görüntüleri izlediğinde Bülent Demirlek’in yüreği hiç mi sızlamayacak?
Golsüz sonuçlanan maçın 15’er dakikalık uzatmalarında Sakarya 2–1 öne geçti ise Mehmet Yıldız beraberliği sağladı ve 120 dakika sonunda durum 2–2 oldu. Bundan sonra sonucu penaltılar belirleyecekti. Sakaryaspor beş penaltının beşini de gol çevirdi. İstanbulspor ise İsmet ile kaçırdığı bir vuruşla da finale veda etti.
Bu maçın yıldızları İstanbulspor’dan Mehmet Yıldız, Sakaryaspor’dan kaleci Recep idi. Yabancı futbolculara para döken büyük kulüplerimiz bu oyuncuları neden görmezler akıl alır gibi değil. Oynanan bu oyuna göre İstanbulspor finali hak eden taraftı. Buna karşılık Sakaryaspor son derece kötü bir oyun ortaya koymuş, Recep sayesinde maçı kurtarabilmişti. Ne var ki, futbol da beceri kadar biraz da şansın rolü vardı. Bu şans da Sakarya’dan yana gülmüştü.
Süper lige çıkacak takımı Altay-Sakaryaspor maçı belirleyecekti. Süper Ligde yıllardır İzmir takımlarının olmayışı dikkate alındığında ve Sakaryasporun ‘da İstanbulspor maçında çok kötü bir oyun sergilemesi maç öncesi tahminleri Altay’dan yana idi. Mardin yenilgisi ile yerini Antalyaspor’a bırakan Altay ne yapar ne eder bu maçı alır deniliyordu. Sakarya’nın büyük ümidi M.Bayo önceki maçta çok kötü idi.
Ne var ki, beklenen olmadı sahada muhteşem bir Sakarya, ona karşılık da çok kötü bir Altay vardı. Sakarya sözcük yerinde ise maça fırtına gibi başladı, Taner’in pasıyla M.Bayo düzgün bir vuruşla takımını 1–0 öne geçirmesinden sonra Altay, bir karambol anında topu rakipleri arasında söke söke ağlara gönderdi ve ilk yarı 1–1 sonuçlandı. İkinci yarıda kaleci Recep’in kurtarışlarına karşılık sahada süper Sakaryalı futbolcular vardı; Taner, M.Bayo, Deniz, Serdal ve Ramazan bunların başında geliyordu. Altay ise güçlü kazanmaya inanmış takıma karşı koyamadı ve 4-1’lik yenilgiye razı oldu. Sakarya’nın attığı goller hazırlanış ve vuruş olarak hepsi birbirinden güzeldi. Malatyaspor’un bıraktığı futbolcular Sakarya’yı bir anda süper lige taşımışlardı. M. Bayo bu maçın tek kelime ile assolisti idi.
Sakarya seyircisi, sahadaki oyuncuları ve finalde ortaya koyduğu oyun ile bir yıllık aradan sonra Süper Ligi çoktan hak etmişti. Ancak İstanbulspor’a yazık olduğunu bir kez daha dile getirmek isterim. Oynadığı futbol ile o da Süper ligde yer almalıydı ama yalnızca bir takım çıkacaktı. O da Sakarya oldu.
Sırası gelmişken merak ettiğim bir konuyu yine sormak isterim. Acaba yine ortaya bazı siyasiler çıkıp kuralları alt üst edecek sözler söyleyerek, lige şunu da alalım diyecekler mi?
Sakaryalıları ve futbolcularını bu büyük başarılarından ötürü kutlarım.
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi :
27 Mayıs 2006 Cumartesi 15:27:35