Futbol yönünden epey tartışmalı bir haftayı geride bıraktık. Hafta içerisindeki önemli olayların başında Fenerbahçe’nin Arsenal karşısında aldığı 5-2’lik yenilgi geliyordu. Bunun bir gün sonrası çok gol kaçırmasına rağmen, baskılı ve güzel oynayan Galatasaray’ın Olimpiyakos karşısındaki 1-0’lik galibiyeti Türk futbolu adına yüreklerimize biraz olsun su serpmişti
Avrupa Kupalarında alınan bu sonuçlar, futbol camiamızda epeyce tartışmalar yaşanmasına neden oldu. Sezon başından bu yana, tarihinde görülmemiş derece de kötü sonuçlar alan Fenerbahçe’de Teknik Direktörü Arogones’in gitsin mi kalsın mı tartışması yaşandı. Bizim çok tuhaf bir huyumuz var; takımlarımızın başına gelen her yabancı teknik direktörün elinde sihirli değnek var sanırız. Hocalara öncelikle memleketimizi ve futbolcuları tanıma fırsatı vermeyiz, alt yapıyla ilgili ileriye dönük çalışmaların yapılmasını istemeyiz. Kısa zamanda beklentiler boşa çıkınca da teknik direktör başta olmak üzere yönetimi tu kaka ! ilan ederiz.
Fenerbahçe-Arsenal maçı açıkça gösterdi ki, Aragones rakibi iyi etüt edememiş veya futbolcularına rakip takımı detaylı anlatamamıştı. Maç boyunca, Arsenal savunmasının arkasına atılan her top tehlike yaramıştı. Nitekim Guiza ve Semih beş kez kaleci ile karşı karşıya kalmışlar ve ellerine geçen bu fırsatları değerlendirememişlerdi. O zaman sormak lazım; futbolcular böylesine pozisyonlardan yararlanamazsa, Aragones ne yapsın ?
Geçtiğimiz haftanın ikinci olayı da Futbol Federasyonunun Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’in sözleşmesinin 2012 yılı sonuna kadar uzatan ve O’na layık gördüğü astronomik maaştı!..Toplumda büyük tepkiler yaratan bu olayı ayrı bir yazımda ele almak istiyorum. Dünya Şampiyonası finallerine katılabilme hakkını büyük ölçüde yitiren, Estonya’yı yenemeyen, bir sistemi henüz oturtamamış Milli Takımın Teknik Direktörüne verilecek olan yıllık 3 milyon 120 bin (aylık 260 bin) ücret neyin bedelidir?
Yaşanan bu tartışmalardan sonra Turkcell Süper Liginin 8. haftası Beşiktaş-Sivasspor maçı ile başladı. Mustafa Denizli yönetimindeki Beşiktaş ile Sivasspor’un İnönü Stadındaki maçında her iki takımda, şu ana kadar ligin en güzel futbolunu oynadılar. Maç öncesinde her iki takımın futbolcuları, teknik direktörleri birbirlerine karşı dikkat çekici dostluk gösterisi sergilemişlerdi. Ancak maçın sonlarına doğru bu güzel görüntü bozuldu; bir seyircinin ayakkabısını sahaya atması, Serdar Özkan ile Abdurrahman’ın, Mehmet Yıldız ile İbrahim Toraman’ın itişmelerine seyirci de ortak oldu. Kısacası güzel ve dostluk içerisinde başlayan oyuna gölge düşürdü. Her iki takımda fırsatlardan yararlanabilseydi maçı kazanabilirdi. Mustafa Denizli ilk kez İstanbul’da taraftarlarının karşısına çıkmıştı. Denizli, Sivas’ı iyi etüt etmiş olacak ti, takımın ona göre oynattı, ancak Nobre, Bobo ve Delgado’nun kaçırdıkları goller sonucunda 1-1 berabere kalmak zorunda kaldılar. Ancak maçın son saniyelerinde Rüştü ile karşı karşıya kalan Faruk öyle bir gol kaçırdı ki, şaşmamak elde değildi. Faruk topu kalenin üzerinden atmamış olsa, Beşiktaş’a gerçekten çok yazık olacaktı. Mehmet Yıldız önüne gelen fırsatı değerlendirdi ve maçın ilk golü atması Beşiktaş üzerinde adeta bir şok etkisi yarattı.Bu golde savunmanın, özellikle Zapotocny’nin topa girmeyip, rakibine vuruş imkanı sağlamasının da büyük payı vardı. Beşiktaş’ın beraberlik golünde ise Nobre’den aldığı pası Delgado düzgün ve yerinde vurarak ustalığını bir kez daha gösterdi. Çok gol kaçırmasına rağmen Delgado sahada basmadık yer bırakmayarak sahanın en iyi oyuncusu olduğunu gösterdi.
Bülent Uygun yönetimindeki Sivas’ın kendisine güveni olduğu açıkça görüyordu. Yerine göre sert, çabuk ve organize bir takım görüntüsü sergilediler. Hemen her pozisyonda oyuncuların birbirleri le yardımlaşmaları gözle görülecek güzellikteydi. Petkoviç’in sakatlığı nedeniyle kaleyi devralan Akın yerinde kurtarışları ile takımının en iyileri arasındaydı. Onun dışında Mehmet Yıldız, Bilica, Abdurrahman ve Sylla da dikkati çeken oyunculardı.
Fenerbahçe-Bursaspor maçındaki yağmur golleri peş peşe yağdırdı.
Fenerbahçe nihayet taraftarlarının yüzünü güldürdü.
Arsenal ve ligde aldığı yenilgilerden sonra Fenerbahçe’nin zirveyi zorlayan Bursa karşısında ne yapacağı bilinmiyordu. Taraftarının çoğu bu maçtan umutsuz olacaklardı ki, Şükrü Saraçoğlu Stadına rağbet etmemişlerdi. Bununla beraber Fenerbahçe stada gelmeyenleri hem yanılttı, hem de pişman etti. Şiddetli yağmur altında oynana maçta 6.dakikada Alex’in köşe vuruşuna savunmanın da bir anlık tereddüdünden faydalanan Lugano takımını 1-0 öne geçirdi. Erken gelen bu gol Fenerbahçe’nin kendine olan güvenini getirdi ve oyuna tamamen hakim oldu. İkinci yarıda Uğur, Edu, ve Alex’in golleriyle 4-0 öne geçen Fenerbahçe’nin gollerini arttıracağı sanılırken, Bursa Rodrigues ve Bekir’in golleriyle aradaki farkı ikiye indirdi. Ne var ki, uzun bir sakatlık dönemi geçiren, ayağı kırılan Deivid 77. dakikada oyuna girdi ve 90+2’de R.Carlos’un adeta al da at dercesine verdiği pası değerlendirerek takımını 5-2 öne geçirdi. Bu golden sonra Deivid saha içerisinde, eşi ise tribünlerde sevinç gözyaşları döküyordu. Gerçekten görülecek ve düşünülecek bir andı...
Fenerbahçe çok zor geçeceği sanılan maçı çok kolay almasını bildiği gibi bu sezon ligdeki iki maçı da üst üste kazanmış oldu. Semih, Selçuk, Alex, Selçuk ve Uğur maçı koparan oyunculardı. Onların yanı sıra Gökhan, R.Carlos ve birer gol atan Edu ile Lugano’da görevlerini hakkıyla yaptılar. Ligde ilk kez on birde yer alan Josico ise orta alanın adeta bir sübabı idi. Nitekim onun çıkışından sonra takımın iki gol yediğini de belirtmekte yarar var sanırım. Guiza yine golleri kaçırmasına rağmen adeta sahanın her yerindeydi. Buna karşılık Volkan yine hatalı golleri yemekteki ustalığını (!) bir kez daha gösterdi. Ara transferde Fenerbahçe ne yapıp edip bir kaleci almak zorundadır. Özellikle yönetim yabancı kalecilerden ötürü kalelerinde yer bulamayan ikinci kalecilerden bir seçim yapmalıdır. Selçuk’un iki sarı kartın ardından kırmızıyı görmesi profesyonelliğe hiç mi hiç yakışmıyordu. Fortis Türkiye Kupasında oynanacak olan Ankaragücü maçında takımını eksik bırakmaya ise hiç hakkı yoktur...
Bursasapor elinden geldiğince onadı, oyunu çirkinleştirmedi ve adeta oyunun güzelleşmesinde büyük payı oldu. Hakem Tolga Özkalfa’nın iyi bir yönetim sergilediğini söylemeyiz. Özellikle ilk yarıda Fenerbahçe’nin bir golü ile bir penaltısını görmezlikten geldi ve tepki ile karşılaştı. Alex’e gösterdiği sarı kart ise tam bir hakem faciası idi...
Fenerbahçe Teknik Direktörü Aragones’in maçtan sonra yaptığı açıklamasında kendisini eleştirenlere yerinde bir cevap verdi;
“ Aldığımız galibiyetlerden çok memnunum. Bu takımı mayısta göreceğiz demiştim. Ligin uzun olduğunu bildiğimiz için mayısta gazetecilerle tekrar konuşmak isterim...”
Hafta içerisinde UEFA Kupasında Olympiakos karşısında hırslı ve güzel bir futbol ortaya koyan Galatasaray, Eskişehir’de sert bir kayaya çarparak sahadan 4-2 yenik ayrıldı. Hakem hatalarının, sarı ve kırmızı kartların, bol bol itirazların yapıldığı maçı kazanan Eskişehir bir anda bir zamanların sahalarda fırtına gibi esen “ Es Es Eski Eski Es...” tezahüratlı takımını anımsatıyordu. Hakem hatalarının arkasına kimse sığınıp şu veya bu diye söz etmesin Eskişehir, bu maçı bileğinin hakkıyla almasını bildi. Eskişehir Belediye Başkanı’nın modern bir şehir haline soktuğu Eskişehir’in şimdi O’na layık bir de futbol takımı var.
Galatasaray-Eskişehirspor maçı bir kez daha gösterdi ki, günümüz futbolunda sürat ve çabukluk ön plandadır.Galatasaray bunu yapamadı, yürüyerek bir şeyler yapmaya çalıştı ve sonuç da kaçınılmaz oldu. Galatasaray savunması tam bir fiyaskoydu. Eskişehir’in savunma arkasına attığı uzun topları önlemeyi başaramadılar. Buna karşılık Beşiktaş’ın değerini bilemediği Youla’nın hızını kesemeyen Galatasaray savunması kaba tabirle de olsa tek kelime ile çuvalladı... Eskişehir’in her atağı rakibi dağıttı ve orta alanı çok kolay geçtiler. Galatasaray gol yedikçe Servet kendisini kurtarıcı adam sanıp ileriye gol atmaya koşuyor, geriye dönemeyince de kalesinde gollere görüyor. Birileri O’na santrfor olmayıp savunma adamı olduğunu artık hatırlatmalıdır.
Eskişehir’in atağı gollerden sonra beraberliği yakalayan Galatasaray hakeme itirazları ile maçı tam bir sinir harbine dönüştürdü ve bunda da zararlı çıkan kendileri oldu. Hakem Fırat Aydınus’un hataları var mıydı? Kuşkusuz vardı, ancak onu yanıltanlar da yan hakemlerdi. Örneğin Milan Baros’un koluyla düzeltip attığı Galatasaray’ın golünde bulunduğu yerden ötürü pozisyonu görebilmesi imkansızdı. Ne var ki yan hakem sessiz kalınca golü verdi. Youla’nın pozisyonu da ofsayttı; burada da yan hakem pozisyonu kaçırdı...Galatasaray’ın Ümit Karan’ın kendi kalesine attığı gole sarı-kırmızılıların uzun uzun itiraz etmeleri anlamsızdı.. Bu bal gibi tartışmasız bir goldü... Ayhan’ın maç bitiminde hakeme söyledikleri ile kırmızı kart görmesi, Arda’nın hakemin yanına çağırmasına yanıt vermemesi sportmenlik bir yana akılsızlıktan da öte değildi....
Kısacası Galatasaray sahadan nasıl tel tel döküldüyse Eskişehir de o denli büyüdü ve haklı bir galibiyet almayı başardı. Rıza Çalımbay, Galatasaray’ın zaaflarıyla birlikte futbolunu da çok iyi etüt etmiş.. Bakalım önümüzdeki hafta kırmızı şimşekler Fenerbahçe karşısında ne yapacaklar ?.
Bu yıl zirveye oynaya n Trabzonspor Gaziantep karşısında aldığı beraberlikle bir bakıma liderlik şansını tepti diyebiliriz. Ancak Gaziantep’de rakip sahada oynamasına rağmen zaman zaman da olsa rakibine kök söktürdü. Bu maç adeta kıran kırana geçti ve haklı olarak da beraberlikle sonuçlandı. Aslında her iki tarafta maçı kazanabilecek pozisyonlar yakalamıştı. Her şeye rağmen seyri güzel bir oyun ortaya konuldu.
Haftanın diğer maçlarında Ankaraspor, ilk yarıda çok zorlanmasına rağmen ligin son sırasındaki Kocaeli’yi gol yağmuruna tuttu. Ankaraspor 4-0’lık galibiyeti ile ligin üst sıralarına yerleşti. Özellikle bu maçta Mehmet Çakır birbirinden güzel iki gol atmasının yanı sıra adeta Fatih Terim’e beni Milli Takıma neden almıyorsun der gibiydi...
Denizlispor ise evinde konuk ettiği Gençlerbirliği ile 2-2; Antalyaspr da Hacettepe ile 1-1 berabere kalırken Ankaragücü kendi sahasında Kayserispor’a 3-1, Konyaspor’da İstanbul Büyükşehir Belediyesine 2-1 yenildiler.
erdemyucel2002@hotmail.com
Sayın Yücel,milli takım hocasına verilen maaş konusunda hemfikirim.Düpe düz haksız kazanç.Ama Aragones konusunda hala negatif düşünüyorum.Bu takıma Rıdvan Dilmen hocalık yaptığı dönemde büyük bir yenilgisi veya bir yanlışı olmamasına rağmen şans verilmeyip hemen gönderilmesi haksızlık,saygısızlık,vefasızlıktır.Ben her zaman önce kendi elimizdeki değerleri kullanma taraftarıyım.